İsmi Gunner. Avustralya'da yaşıyor. Hayatımda gördüğüm en harika bebek olabilir. Pembe yanakları, maviş gözleri, altın sarısı saçlarıyla iki yaşında bir erkek bebek için fazlasıyla şirin. Peki ya tavırları? 💗💗
Gunner, teşhisi altı aylıkken konmuş bir epilepsi savaşçısı. İlaca karşı dirençli. Şu an keto diyeti yapıyor. Bir şeyler içmek üzere annesiyle kafeye oturmuş. Masadaki bebek sandalyesinde oturan henüz iki yaşındaki bu bebeğin davranışlarını dikkatle izleyin. Her saniyesini ve büyük ekran lütfen...
Nazik bir beyefendi gibi yerinde hiç kıpırdamadan oturuşunu, yumuk yumuk ellerini, mimiklerini. Çok sevdiği şekersiz, badem sütlü çikolatasını hazırlayan annesini mutlulukla izleyişini. İlk yudumunu almadan önce ''Thank you mummy'' diye teşekkür edişini. Ustalıkla ve hiç dökmeden tuttuğu fincanından minicik ağzıyla bir yudum aldıktan sonra gülücükler saçışını. Ben izlemeye doyamadım...
Eve on dakika mesafede bulunan ve sebze-meyve gerektiğinde ürünlerini direkt köylüden satın aldıkları için tercih ettiğim bir market var. Reyonlarını adeta bir köy pazarına dönüştüren yöntemleri oldukça memnuniyet verici çünkü.
Burada her daim taze sebze- meyve bulmak mümkün. Mini mini dolmalık biberler, mis kokulu domatesler, yemyeşil maydanozlar, tereler. Dalından yeni toplanmış incirler, üzümler...
Marketin bu iş için köyleri dolaşmak üzere içinde 20-30 kadar kasa bulunan, arkası çadırla kaplı ufak bir kamyoneti var. Askerden gelir gelmez evlenmiş, 1 çocuk babası genç bir adam olan Serhan bu kamyonetin şoförü. Kamyoneti kullanmak dışında köylülerden satın aldığı malları ilgili reyonda düzenleyip başında durmak gibi aktif bir görevi var markette.
Olayımızın kahramanı Serhan (adının ilk hecesini değiştirdim) ile liseye başladığı ilk yıl tanışmıştık. Sessiz, sakin, efendi bir çocuktu. İyi bir aile terbiyesi aldığı belliydi. Tüm gayretiyle ders dinlemeye çalışır, ama üzülerek söylüyorum ki, en basit bir soruyu dahi yanıtlayamazdı. Neredeyse tüm dersleri zayıftı. ''Düz lise'' diye tabir edilen okulların elekten ilk düşenlerden oluşan sınıflarında ne yazık ki kendine benzer öğrenciler yabana atılamaz sayıdaydı.
Sekiz yıllık zorunlu temel eğitim sonrası geldikleri okulun birinci sınıfında tökezlemekti bunun adı. Olmuyordu. Karnede birkaç ders zayıf olsa dahi (0 ya da 1) sınıf geçmeyi sağlayan ''Ağırlıklı Ortalama İle Sınıf Geçme'' adlı sistem de bir işe yaramıyordu.
Aile ortamında, çocuğunuzun gözü önünde yaptığınız her şey, sergilediğiniz tüm davranış biçimleri onun tarafından bebekliğinden itibaren en ince detayına kadar, anbean kaydedilmekte, biliyorsunuz değil mi? Tıpkı bir kamera gibi...
Bir çocuk söylediklerinizi değil, yaptıklarınızı taklit eder. Siz onun için bir rol modelsiniz. Yetişmesi, karakterinin şekil almasında etkiniz çok fazla.
Büyümekte olan bir çocuk için tarafınızdan sunulan örnekler etkindir her zaman. Sunduğunuz örnekten daha farklı ya da daha iyi olmasını beklemek mümkün değil...
Bunun anlamı tabii ki anne-babaların minik bir insana gün gün şekil verme gibi dünyanın en muhteşem görevine sahip olması demektir.
Çocuğunuza vereceğiniz sevgi ve göstereceğiniz ilgi, yaşamı boyunca onun en büyük rehberi olacaktır.
Ateş, su, hava, toprak! Dünyanın temeli bu dört element ise, tartışmasız, yaşamın temeli de dört işlem, yani matematik!
Evet, yaşam aslında dört işlemle yürütülüyor. Mimarisinden savaşlarına, tarihinden coğrafyasına kadar her karesi bir matematik gerçeği!
Matematik? İsmen tanınır genellikle, değil mi? Düşünecek olursak; tam bir tanımının yapılabilmesi güçtür. Eğer ucunu kaçırmışsan kavrayabilmen de güçtür. Bu nedenle adı bile korkutur birçoğunu. Çekince duyulan bir yapısı vardır.
Bütün bilimlerin, en başta da fen bilimlerinin temelidir. En anlaşılır tanımlarından biri "Biçim, sayı ve çoklukların yapılarını, özelliklerini ve aralarındaki ilişkileri mantık yoluyla inceleyen ve aritmetik, cebir, geometri gibi dallara aynlan bilim dalı". Veya; ''Mantık ile düşünmenin, fikir yürütmenin, problemleri saptayıp çözümler üretmenin dili.'' ''Sayılar, işlemler, açılar, çember, alan gibi, insan zihninde geliştirilen kavramlarla anlam bulan, yaşayan ve gelişen bir iletişim sistemi'' ya da… Poisson matematiğin önemine vurgu yaparken demiş ki:
”Hayatta yaşamaya değer iki şey vardır; matematiği keşfetme ve matematiği öğretme”
Bu görüşten hareketle günümüzde benzer görüş ve uygulamaların yaygınlaştırılması yoluyla her öğrenciye mutlaka matematik disiplini kazandırılması gerektiği savunuluyor. Hızla gelişen teknolojik gelişmelerin süreklilik kazanması ve yaşama geçirilmesi için öncelikle matematiğe gereksinim duyulduğu kesin. Amerika’da ''Mathematics for All'' prensibi çıkışlı çalışmalar ve projeler sürdürülüyor olması işte bu yüzden.
Ülkemizde 2012 LYS ham puan dağılımında 558 bin 601 adayın matematik testinden sıfır ve 5 aralığında puan alması, geometri testinde 536 bin 171 adayın sıfır çekmesi ne demek düşünebiliyor musunuz? 12 yıl eğitim aldıktan sonra matematiğe dair tek soru bile çözememek tek kelime ile ''Korkunç!''.
ÖSS’de her yıl binlerce öğrencinin sıfır çekmesi ile ilgili 70 ilde 17.500 öğrenci üzerinde yapılan dev bir ankette başarısızlık nedenleri ''Matematik korkusu, öğretmenlerin dersi sevdirmemesi, dilinin anlaşılmaz olması, matematiğin günlük hayatta kullanılmayıp sadece ders olarak görülmesi, günlük hayatta işe yaramayacağı ve sıkıcı olduğu inancı...'' şeklinde sıralanmış.
Çocuklarımıza hiç değilse ''temel matematik'' bilgisi sunulması bu yüzden. Ancak ezbere dayalı bir sistemle değil, tüm işlemlerin birden fazla çözümü olduğu ve yaşamın dört işlemle yürütüldüğü kavratılmalı, matematik dersi müfredatlarında yapılan değişiklikler bu doğrultuda olmalıdır.
Bu konunun açılması bile sıkıcı belki. Ancak, bir toplu iğnenin yapımının bile bilime ve matematiğe bağlı olduğu düşünülürse acilen el atılması gereken en temel sorunlarımızdan biri matematiktir! Bu, açık ve net biçimde ortaya çıkmış.
Şimdi gelin bu uğurda emek verilerek imza atılmış bir başarıyı izleyelim.
Bu üç öğretmeni ve şirin öğrencilerini tebessümler içinde ve ayakta alkışlıyorum.
Matematik işte böyle sevdirilir!