2017/09/30

Otantik Köyleriyle Gökçeada (İmbrassos)

Ege Denizi'nin kuzeyinde, ülkemizin en büyük adası olmasının yanı sıra, 2011'de aldığı Cittaslow unvanı ile dünyanın ilk ve tek sakin adası olarak tescillenen Gökçeada'dayız.

Kelimenin tam manasıyla bir sessizlik ve dinginlik merkezi Gökçeada. Denizi, kumu ve plajlarıyla muhteşem bir deniz tatili için ideal olduğu kadar organik bir tarım merkezi olması, farklı kültürler barındıran yapısı, bozulmamış doğası ve otantik köyleriyle görülmeye değer.

Lozan Anlaşması'yla, içlerinde yaşayan Rum çoğunluğun özerkliğine karışmamak şartıyla Tenedos (Bozcaada) ile birlikte ülkemize bırakılan İmroz (Gökçeada) ilk ve orta çağların adası. ''İmroz'' adı sanıldığı gibi Yunanca değil.

Adadaki halkın MÖ 6.yy sonlarına kadar Prohelen (Helenlerden önce) özelliğini koruduğu biliniyor. O nedenle ''İmroz''; Prohelen dilinde “Çorak Topraklarda Bereket Tanrısı” anlamındaki İmbrassos’tan geliyor.
Vadilerinden, tepelerinden rüzgâr hiç eksik olmayan İmbrassos, ''rüzgârlı diyar'' olarak da adlandırılmış, Ege Denizi ve Karadeniz arasındaki kilit konumu nedeniyle tüm zamanlarda önemini hep korumuş Gökçeada. Cumhuriyetin ilk yıllarında nüfusu 10 bin ve bu rakamın % 95'i Rum. Günümüzde adada yaşayan Rum sayısı ise 150 civarında.

Deniz otobüsü ya da feribotla iskeleye yaklaşırken bakın nasıl da içinde insan yaşamayan, in cin top atan,
boz renkte, ıssız ve sarp bir ada görünümünde. Bu özelliğiyle Bozcaada'ya hiç benzemiyor.
Ege’nin en verimli ve sulak adalarından biri oysa.

Don't panic!😉 Adanın içinde yapacağınız yolculukla renkler ve güzellikler sizi tek tek bulacak.😊

Bu görüntünün, yani ada halkının iç kesimlere, ulaşılması zor tepelere yerleşmesinin tek nedeni var: Görünmez olup korsan saldırılarından kendini korumak. Alttaki fotoğraflarda Kaleköy'ün bile, kalenin bulunduğu kayalığın arka tarafına kurularak kendini gizlediğini göreceksiniz. Yine de Balkan Savaşları sırasında Yunan donanması tarafından işgal edilen ada ancak Lozan Konferansı sonrası Türkiye’ye iade edilmiş. Lozan Anlaşması'yla alınan bir kararla mübadele hükümleri dışında bırakılmış. Bu yüzden; kendi istekleriyle gidenler hariç, adada yaşayan Rum halkı azınlıkta olsa bile yerinde.

İlk durağımız; ziyaretçilerine adanın en geniş ve panoramik manzaralarından birini sunan olan Eski Bademli Köyü.
Bir bakışta Semadirek Adası, Kaleköy ve Yıldız Koyu’nu görebildiğiniz şahane bir manzaraya sahip.

''Cafe StenAda'', Bademli Köyü'nde mola verebileceğiniz ve mutlulukla ayrılacağınız otantik, güzel bir mekân.

İçeride ortam çok güzel. Ev yapımı tatlılar, dondurma ve içecekler var...
Mekânın iç ve dış duvarları eski aile resimleriyle kaplı. Bademli'ye gelindiğinde uğramadan geçmemeli.

İşletmecileri kışın Yunanistan'da yaşayan son derece güleryüzlü ve canayakın Rum bir aile.
Misafirleri tek tek kapıdan uğurluyorlar. Kendilerinden şöyle de bir bilgi aldık:
''Stenada 'dar sokak' demek. Sokakları dar olmasına rağmen burası köyün kalbiydi. Eski okul, köy odası
ve kahvehanesi, bakkal, berber ve kasap dükkânı hep buradaydı. 'Bizim StenAda' 1985 yılına kadar
açık kalan ve Atanş Kondoyorgi'ye ait olan tek bakkal dükkânıydı. Son zamanlarda genellikle
İstanbul'dan gelen ve köyümüze adeta âşık olup yerleşen aileler var.

Bir zamanlar badem ağaçlarıyla ünlü olan Bademli köyü (Gliki) Gökçeada'nın (İmroz) en eski köylerinden.
Eşsiz manzarasıyla 'adanın balkonu' diye adlandırılıyor. Tarihi kilisesi, çeşmesi, çamaşırhanesi, çınar ağacı,
eski un ve yağ fabrikası, köy kahvehanesi ve taş evleri görülmeye değer.''

Köyün içinde anıt niteliğinde yaşlı bir çınar ağacı var gerçekten de. Ağacın yakınında da yarı açık bu çamaşırhane. Eskiden kadınların çamaşır yıkadıktan sonra bu çınarın altında oturup yorgunluk çıkardığı düşünülüyor.

Zamanımız kısıtlı. Bademli'den ayrılıp aşağıya, Kaleköy'e doğru yola koyuluyoruz...

Muhteşem bir ortaçağ kalesinin arkasına sığındığı söylenen Kaleköy, adanın eski limanı.
Günümüzde terk edilmiş durumda. Kale ve köyün antik İmroz kenti üzerinde bulunduğu söyleniyor.

Türkiye'nin ilk ve tek sualtı milli parkı Gökçeada'da. Doğa severler ve su sporları tutkunları
Gökçeada Dalış Merkezi'nde bir araya geliyor. Adanın tek dalış merkezi burada.
Kaleköy Liman'dan kalkan tekneleriyle adanın önemli bölgelerinde dalış yaptırıyorlar.

Kaleköy'ün denize bakan sol yanı parça kayalarla çevrili, diğer yanı Western filmlerindekine benzeyen kesme kayalık
dağ oluşumu. Korsanlardan gizlenmek amacıyla arkasına sığınılan koyu kahve renkte yüksek kayalıklar olsa gerek.

Kaleköy kentsel sit alanı ilanı edildiğinden, projeler anıtlar kurulu sonrası ve yalnızca taştan yapılabiliyor. Köyde yaşayan Rum hiç yok. Yalnızca yıllar önce Doğu Anadolu'dan iskan edilen aileler varmış.

Otel, pansiyon ve cafe açısından en zengin eski Rum köyü Kaleköy. Eleni mi? Bir Rum tavernası...

Birkaç ana caddeye bağlantısı olan Gökçeada merkez. Denizden uzak. Burada eski evler ve sokaklardan eser yok. Yerlerini sıradan beton yapılara bırakmaları üzücü.

Gökçeada Meydani Pastanesi'nin Adalı Madam Efi'den aldığı tarifi geliştirerek yarattığı efibadem kurabiyesi ve özel formülündeki hammaddesi zeytinyağı olan İmbrassos krem ünü adayı epeyce aşmış markalar.

Kurabiyelere ve özellikle kreme olan talep çok fazlaydı. Kullanıp mucizevi olduğunu söyleyenler var.

Zeytinli Köyü. 2013 yılında restore edilip 3 öğrenciyle eğitim öğretime başlayan MEB Özel Gökçeada Rum İlkokulu burada. Devamı niteliğindeki Tepeköy’deki MEB Özel Gökçeada Rum Ortaokulu ve Lisesi de 5580 Sayılı
Özel Öğretim Kurumları Kanunu kapsamında 40 yıl aradan sonra, aynı yıl eğitim öğretime açılmış.

Adanın en çok ziyaret edilen, en güzel, en canlı köyü Zeytinli. Rum nüfusun çoğunluğu burada yaşıyor.

Zeytinli köyü halkının Gökçeada'da yaşayıp da hiçbir taraftan denizi görememesi ne kadar ilginç.

Koruma altına alınmış dört köyden biri olan Zeytinli, merkeze 3 km uzaklıkta..

Zeytinli'de yaşayan ünlü tatlıcı Barba Hristo. Sakızlı muhallebi, krem karamel ve dondurma uzmanı. Kendisi tam 97 yaşında, eski bir futbolcu. Sohbet etmeye bayılıyor. Bir zamanlar Beşiktaş'ın solbeki olduğu inanılmaz.
Müşterilerle oğlu ilgileniyor artık. Dondurmaları efsane!

Bir üst sokak. Dünya genelindeki 300 milyon Ortodoks Hıristiyanın ruhani lideri Fener Rum Patriği Bartholomeos'un doğduğu ev. Patrik yılda birkaç kez doğduğu evi ziyaret ediyor.

Epeyce köy dolaştık. Adanın güneyinde bulunan Aydıncık (Kefalos) Plajı'nda yorgunluk atma vakti.
Plajın hemen sol tarafında, denizden bir kum barı ile ayrılmış olan Tuz Gölü'ne bakar mısınız?
Göl, aşırı sıcaklarda tamamen kuruyup tuzla kaplı bir alana dönüştüğünden bu ismi almış.

Tuz Gölü’nde yapılan analizlerde, içerisinde bol miktarda kükürde rastlanmış. Çamur kürü tedavisi olarak romatizma, sedef, kireçlenme gibi hastalıklara, cilt güzelliğine iyi geldiği görülmüş. O nedenle, Aydıncık sahilinde
siyah çamurlarla dolaşan insanlar görmeye hazırlıklı olun.

Altın sarısı kumlara sahip Aydıncık Plajı ise ''Kuzey Ege’nin Patara’sı'' benzetmesini hak ediyor gerçekten de.

Aydıncık Plajı'ndaki sörf kulüplerinden rüzgâr ve uçurtma sörfü dersleri alma ya da malzeme kiralama
imkânınız da var. Altyapısı en sağlam ve en profesyonel olanı; Gökçeada Sörf Eğitim Merkezi.

Gökçeada'nın doğusunda bir boynuz gibi kıvrılan koya verilen ad imiş Kefalos. Yunancada ''kafa'' anlamında.
Deniz muhteşem. Pırıl pırıl ve akvaryum gibi. Deniz suyu sıcaklığı ise beklentinizin üzerinde. Sözün kısası;
Aydıncık (Kefalos) plajı, mükemmel bir deniz tatili yapmak için ideal bir yer.

* * *

Ada halkının büyük/küçükbaş hayvanlar için çoban ihtiyacı olmadığını öğrendik. Herkes hayvanını tanıyor, hırsızlık olayı zaten gerçekleşmiyormuş. Çünkü adaya giren çıkan belli. Hayvanlar kulaklarından numaralanmış durumda, istediği yerde gezerek besleniyor. Gökçeada oğlak çevirmeleriyle meşhur bu arada. Lezzet olarak on numara olduğunu, porsiyonları en baştan büyük tutmanız gerektiğini de söylemeliyim:).


Akşam üzeri 8 civarı adadan ayrılırken, iskeledeki 1 Temmuz Kabotaj Bayramı etkinlikleri...

* * *

Gökçeada'ya Varış
Bu da adaya sabah saatlerinde varış. O ıssız görünüm...

Temmuz başında gerçekleşen bu ziyaretin detaylarını ancak düzenleyip yayınlayabildim.
Keyifli okumalar dileğiyle...



Hiç yorum yok: