demokrasi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
demokrasi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27/09/2016

Tarık Akan'ın Oğlu Olmak

Yüzü güzel, ruhu güzel, yaptığı işler güzel bir adamdı
Tarık Akan.
Türk sinemasının tartışmasız en yakışıklısı, yediden yetmişe tüm gönüllerde taht kuranı, silinmez izler bırakanı...

Kimsenin kolay kolay elde edemeyeceği yaldızlı şöhretinin keyfini çıkarmakla asla işi olmadı onun. Adı hiçbir zaman sansasyonlara karışmadı. Tam tersine; toplumsal mesajlar veren filmlere yöneldi. Gerçek hayattaki duruşu da bu bağlamdaydı.
Eğitime önem veriyordu. Yaşamı insanlık ve demokrasi adına mücadele içinde geçti. Yakın çevresindekiler onun için ''tanıdıkları en güzel kalpli insan olduğunu, kendisiyle kavga etmek ya da tartışmak için özel bir beceri gerektiğini'' söylüyordu.
O, TARIK AKAN'dı... Çok büyük bir boşluk bıraktı ardında.
Ve tarifi mümkün olmayan ince bir sızı...

Böylesi güzel bir insan çocuklarına da büyük bir sevgiyle bağlıydı elbette. Aksi düşünülemezdi. Büyük oğlu Barış Üregül boyu posu, yemyeşil gözleri ve yakışıklılığıyla babasına ne kadar benziyor değil mi? Yalnızca fizik olarak mı? Duruşu, metaneti, konuşmaları, babası hakkında basına verdiği beyanlar? Bırakın olgunluğu, insanlıktan nasibini alamamış densiz bir amca ve yarattığı şaibelere edebiyle verdiği yanıtlar? Nasıl kaliteli, nasıl özel ve imrenilesi bir evlatsın sen Barış?
Sen kimin oğlusun Barış? Ruhunun güzelliğine, olgunluğuna, sabrına hayran kalmamak mümkün mü?

Kapasitesi ne kadar büyük olursa olsun her bardağı taşıran bir son damla mutlaka vardır, demişimdir hep.
Düşünün... Din adına hayatında en ufak bir eleştirel kelime sarfetmemiş babanız ölüyor. Ve ardından ''dinsiz, ateist, cehennemlik'' tartışmaları bitmek tükenmek bilmiyor. ''Vurun kahpeye!'' diyorlar durmadan. Ama durmadan...
Dinimizde ölenin ardından konuşulmaz. Ama onlar acınızı yaşamaya bile fırsat vermiyorlar!
Buna can mı dayanır??!

Okumayan kalmasın. Buyrun, ''tıklayın!''

Bir insanı yaftalamak için dini seçen, dini alet eden, hiç mi hiç utanmadan o dinin bir taraflarını değiştirmeye kalkan kuş beyinli edepsizler ve yandaşları! Ne kadar iğrençsiniz, gördünüz mü?


*  *  *

"Her şey Atatürk için, her şey Cumhuriyet için!"
Tarık Akan


29/10/2008

Cumhuriyet ve Atamız


Mustafa Kemal Atatürk 1923’de “Cumhuriyet”i tanımlarken:
“Cumhuriyet rejimi demek, demokrasi sistemiyle devlet biçimi demektir. Demokrasi ilkesinin en modern, en mantıklı uygulamasını sağlayan hükümet biçimi cumhuriyettir! Cumhuriyet, yüksek ahlak değerlerine ve niteliklerine dayanan bir yönetimdir. Cumhuriyet erdemdir.Cumhuriyet yönetimi erdemli ve namuslu insanlar yetiştirir. Ulusal istenç, kararlılık ve bilincin seçkin eseri olan değerli Türkiye Cumhuriyeti, her anlamda büyük Türk ulusunun öz ve değerli malıdır. Değerli çocuklarının elinde sürekli yükselecek ve sonsuza kadar yaşayacaktır” sözleriyle; 

10.Yıl Söylevi'nde bulunan “Temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Cumhuriyet” tanımıyla; 
6 Şubat 1933 Bursa konuşmasındaki “Cumhuriyet; düşünce, bilim, teknik ve beden yönünden güçlü, yüksek karakterli koruyucular ister” ikazıyla; her türlü tehlikeye ve oyuna karşı uyanık olmamızı vurgulamaktaydı.


Cumhuriyet sonrası yapılacak olanlar için:
"Bizim, açık ve uygulamaya olanaklı gördüğümüz siyasal görüş, milli siyasettir. Milli siyaset dediğim zaman, amaçladığım anlam ve içerik şudur: Ulusal sınırlarımız içinde, her şeyden önce, kendi gücümüze dayanarak, varlığımızı korumak, ulusun ve vatanın gerçek mutluluğuna ve kalkınmasına çalışmak. Uygar dünyadan, uygarca insanlık davranışını ve karşılıklı dostluğu beklemektir,”  diyordu.

Daha sonraki yıllarda her fırsatta dile getirilen 
“Yurtta Barış, Dünyada Barış” özdeyişi bu görüşün temel noktasıydı...


Şimdi, 85 yıl sonra neredeyiz? 
Atatürk ve silâh arkadaşları tarafından kurulan “Cumhuriyet” ne durumda? 
O’nun “Uygar Dünya''dan beklediğini söylediği, “uygarca insanlık davranışı ve karşılıklı dostluk” alınabildi mi?


“Yurtta Barış, Cihanda Barış” sözüne ne kadar uyabildik? 
Bizler için koyduğu ilkeleri ne kadar koruyabildik ? 
“Ulusal sınırlarımız içinde, her şeyden önce, kendi gücümüze dayanarak, varlığımızı korumak, ulusun ve vatanın gerçek mutluluğuna ve kalkınmasına çalışmak” idi ilkemiz. 
Bizler ne yaptık?
Ne diyordun Atam ? 
“Sizler, yeni Türkiye’nin genç evlatları; yorulsanız dahi beni takip edeceksiniz!” 
Ne kadar da çabuk yorulduk ? 
Kör olduk ,sağır ve dilsiz olduk üstelik...
Sen gidince her şey büyük bir hızla değişti ! 
Sen gittin hızımız kesildi.
Sen gittin adın ve Gençliğe Hitab'ın kitaplardan çıkarıldı.
Bizler sadece birbirimize düştük. 
Bağımsızlığımıza,demokrasimize kara kara gölgeler düştü ! 
İnsan Hakları'na ihlal derecesinde yasaklarla boğuşur olduk!


Ne yazık..Çok yazık :(