Erguvan benim için; telaffuz ederken bile insana mutluluk veren ve pembe salkımlar halinde harikulade çiçekler açan o güzeller güzeli ağacını gözümün önüne getiren, hoş bir sözcüktür.
Türkçeye ''ergavan'' ya da ''ürcuvan'' olarak da kullanıldığı Fars dilinden geçmiş olan ''erguvan'' sözcüğü, rengiyle ilgili anlam taşımaktadır.
Bu sözcük nerede ne zaman geçse, hatta herhangi bir yerde erguvan ağacına rastladığımda bile, pek çok kişi gibi edebiyatımıza çok yakışan bir ağaç ve de sözcük olduğunu düşündürür bana (Bu en azından benim için öyle).
Ardından, eski zaman baharlarında kendine özgü pembe-mor rengiyle İstanbul Boğazı'nı olduğu gibi kapladığı, şair ve yazarlarımıza nasıl da esin kaynağı olduğu gelir aklıma ve gülümsetir. İster istemez Ömer Hayyam'ın rubailerine, Sadi'nin, Nedim'in beyitlerine esrik anlamlar yüklemiş özel bir çiçek olduğunu da düşünmeden edemem tabii.
Erguvanla ilgili yaşadığım(ız) bu hoş duygular Batı dilleri için geçerli değil maalesef.
Nedeni de bu ağaca verdikleri adla alâkalı. Onlar bu ağacın adını duyunca bizim gibi mutluluk veren, naif duygularla değil, tam tersine, yansıttığı kötü çağrışımlarla doluyor, belki de sırf bu yüzden kötü hissediyorlar.
İngilizcede ''Judas tree'', Fransızcada ''arbre de Judée'', Almancada ise ''Judasbaum'' olarak adı geçiyor çünkü.
Hepsinin anlamı da ''Judas'ın Ağacı''...
Peki kimmiş bu Judas bir hatırlayalım:
İsa'yı ele veren, kötü ruhlu havarilerinden biri olan Yahuda (Judas).
Böyle bir hainlik yaptığı için pişmanlıktan ölecek hale gelmiş ve kendini asarak cezalandırmış.
İşte erguvan ağacı tam da bu noktada devreye giriyor ki;
Judas kendini bir erguvan ağacına asmış.
Ve rivayete göre böyle alçak bir adamın dallarından sallanmasını içine sindiremeyen erguvanın o zamana kadar beyaz olan çiçekleri ''utancından renk değiştirip'' o günden sonra (kırmızı-mor arası) pembe renkte açmaya başlamış.
Ne kadar ilginç değil mi?
''Judas'' kelimesi kullandığın dilde bugün bile ''hain ve kötü adam'' anlamında iken, sen kalk bu ağaca ''Judas'ın Ağacı'' de!
Kötü ruhluluktan, hainlikten, alçaklıktan başka akla bir şey getirmediği kesin!
İnsan bu adı ağzına aldığında hem insanlıktan hem erguvandan soğur gerçekten de.
İyi ki bizde öyle değilmiş, iyi ki Farsçadan girmiş dilimize...
Onlarda utancın, bizde ise aşkın, coşkunun, neşenin rengi olmuş.
Şimdilerde erguvan mevsimi başlamak üzere.
Nisan ayı sonları ile mayıs başlarında yalnızca birkaç haftalığına çiçekler açacak olan muhteşem erguvanların biraz olsun tadını çıkarma vakti. Tabii büyük şehirlerde rastlayabilmek artık ne kadar mümkün, orası ayrı...
Görseller http://tr.wikipedia.org/wiki/Erguvan ve http://my.telegraph.co.uk
Türkçeye ''ergavan'' ya da ''ürcuvan'' olarak da kullanıldığı Fars dilinden geçmiş olan ''erguvan'' sözcüğü, rengiyle ilgili anlam taşımaktadır.
Bu sözcük nerede ne zaman geçse, hatta herhangi bir yerde erguvan ağacına rastladığımda bile, pek çok kişi gibi edebiyatımıza çok yakışan bir ağaç ve de sözcük olduğunu düşündürür bana (Bu en azından benim için öyle).
Ardından, eski zaman baharlarında kendine özgü pembe-mor rengiyle İstanbul Boğazı'nı olduğu gibi kapladığı, şair ve yazarlarımıza nasıl da esin kaynağı olduğu gelir aklıma ve gülümsetir. İster istemez Ömer Hayyam'ın rubailerine, Sadi'nin, Nedim'in beyitlerine esrik anlamlar yüklemiş özel bir çiçek olduğunu da düşünmeden edemem tabii.
Erguvanla ilgili yaşadığım(ız) bu hoş duygular Batı dilleri için geçerli değil maalesef.
Nedeni de bu ağaca verdikleri adla alâkalı. Onlar bu ağacın adını duyunca bizim gibi mutluluk veren, naif duygularla değil, tam tersine, yansıttığı kötü çağrışımlarla doluyor, belki de sırf bu yüzden kötü hissediyorlar.
İngilizcede ''Judas tree'', Fransızcada ''arbre de Judée'', Almancada ise ''Judasbaum'' olarak adı geçiyor çünkü.
Hepsinin anlamı da ''Judas'ın Ağacı''...
Peki kimmiş bu Judas bir hatırlayalım:
İsa'yı ele veren, kötü ruhlu havarilerinden biri olan Yahuda (Judas).
Böyle bir hainlik yaptığı için pişmanlıktan ölecek hale gelmiş ve kendini asarak cezalandırmış.
İşte erguvan ağacı tam da bu noktada devreye giriyor ki;
Judas kendini bir erguvan ağacına asmış.
Ve rivayete göre böyle alçak bir adamın dallarından sallanmasını içine sindiremeyen erguvanın o zamana kadar beyaz olan çiçekleri ''utancından renk değiştirip'' o günden sonra (kırmızı-mor arası) pembe renkte açmaya başlamış.
Ne kadar ilginç değil mi?
''Judas'' kelimesi kullandığın dilde bugün bile ''hain ve kötü adam'' anlamında iken, sen kalk bu ağaca ''Judas'ın Ağacı'' de!
Kötü ruhluluktan, hainlikten, alçaklıktan başka akla bir şey getirmediği kesin!
İnsan bu adı ağzına aldığında hem insanlıktan hem erguvandan soğur gerçekten de.
İyi ki bizde öyle değilmiş, iyi ki Farsçadan girmiş dilimize...
Onlarda utancın, bizde ise aşkın, coşkunun, neşenin rengi olmuş.
Şimdilerde erguvan mevsimi başlamak üzere.
Nisan ayı sonları ile mayıs başlarında yalnızca birkaç haftalığına çiçekler açacak olan muhteşem erguvanların biraz olsun tadını çıkarma vakti. Tabii büyük şehirlerde rastlayabilmek artık ne kadar mümkün, orası ayrı...
Hayyam'ın, Sabahattin Eyüboğlu tarafından Türkçeye çevrilen dörtlüklerinden birinde erguvan
Bu kadeh bir bedendir, cana gebe!
Bir yasemindir, erguvana gebe!
Hayır; yanlış; ne odur şarap ne bu:
Bir sudur, bir su ki yangına gebe!
Ömer Hayyam
Bir yasemindir, erguvana gebe!
Hayır; yanlış; ne odur şarap ne bu:
Bir sudur, bir su ki yangına gebe!
Ömer Hayyam
Bâkî'nin erguvanı, yağmur damlalarıyla ıslanıp inci ve yakutla bezeli bir ağaca dönüşmüş
Dür ü yâkût ile bir nahl-i murassa sandum
Ergûvan üzre dökülmüş katerât-î emtâr
Bâkî
Ergûvan üzre dökülmüş katerât-î emtâr
Bâkî
Nef'î'nin erguvanı yasemenlerle kucaklaşıyor
Yine çıktı beyaza nakş-ı her serv-i gül endâmın
Sarıldı yâsemen şâh-ı nihâl-i erguvân üzre
Nef’î
Sarıldı yâsemen şâh-ı nihâl-i erguvân üzre
Nef’î
Görseller http://tr.wikipedia.org/wiki/Erguvan ve http://my.telegraph.co.uk
Bayılırım Erguvana. Hızımı alamamış şiir bile yazmıştım bi ara :)
YanıtlaSilbizim burada bi sosyal tesis var. istanbul'da herhalde bi orası kaldı erguvanı koruyan.
bekliyorum :)
bu arada zihnimin en kökenine yeni bilgiler salgıladığın için de teşekkür ederim
Açmaya başlamışlar. Bence kağıdını kalemini al ve o tesislerden eksik olma şair :)
SilBakalım neler çıkacak.
Zihnine gönderdiğim yeni bilgilerin şiirlerine yansıması dileğiyle, ben teşekkür ederim...
yalın ayak çimlere basıp , sırtını bir ağaca yaslamak..
Silelinde bir kağıt bir kalem
ahh , düşünmesi bile güzel :)
Evet, çok güzel :)
SilSen yaz, bu sayfaya ekleyelim o şiiri...
Açmaya başladılar bayağı, bu sene hepsi erkenci ağaçların:-) Ve evet bu güzelliğin bizdeki ismi çok güzel:-)
YanıtlaSilEminim fotoğraflayacaksın ve biz de göreceğiz İstanbul erguvanlarını. Ne güzel :-)
SilBizdeki ismi çok güzel, evet!
''Çiçeği gibi sedâsı da vurgulu ve baskın şiirlere girmesinin asıl nedeni bu sedâ.''
Yıllar önce, Ankara'da, köpeği bağlasan durmayacağı kadar kötü bir eve, sırf bahçesindeki erguvan ağacı nedeniyle katlanmıştım 5 yıl.. Hangi dinden olursa olsun, dinsel içerikli ve tamamen uyduruk hiç bir söyleme itibar etmediğimden bu bilgi de kalıcı değil geçici oldu benim için..
YanıtlaSilBen sana bu bahar, erguvanlar güzel bir bahar diliyorum sevgili Zeugma.
Verdiğiniz örnek sizdeki erguvan aşkının boyutunu anlamam için yeterli.
SilBirkaç haftalığına çiçek açıyor olsa da; o rengi, ahengi ve güzelliği görmek için değmiştir mutlaka.
Sizin gibi yetenekli bir şair ve yazar başka türlü davranamazdı zaten bana kalırsa :-)
Dinsel içerikli uyduruk bilgi olmasından ziyade Batılı ülkelerde adı ile ile ilgili kalıcı ve kötü bir durum içerdiği için bilgi olarak geçmek ve bizdeki telaffuzunun değeri ve önemine vurgu yapmak istedim...
Ben de size erguvanlar kadar güzel, rengarenk, coşkulu bir bahar diliyorum sevgili Gülsen Hanım...
Teşekkürler, sevgiler...
Yanılmıyorsam, İstanbul'a özgü bir ağaç. Eskiden "Erguvan" bizde neden açmıyor diye hayıflanırdım. Televizynda izlerken o kadar albeniliydi ki. Ardından, İzmir ve dolaylarında daha çok olan "Mimoza" ağacıyla kendimi avuttum. Güneş gibi -daha o tam yüzünü göstermeden- güneşin kendisini çağırıyordu.
YanıtlaSilBeyitler de güzelmiş. Sağlıcakla kal. Sevgilerimle.
İstanbul'a özgü değil; ama İstanbul'da Bizans Dönemi'nden beri yaygın sanırım.
SilO zamanlar Boğaz'ın her iki yanı tamamen morumsu pembeye boyanıyormuş. Şimdi belirli kesimlerinde var ve az sayıda olsa gerek.
Erguvan baklagillerden, fasulyeye benzeyen meyveleri var. Tohumları onun içinde. Yani tohumdan yetiştiriliyor. Marmara ve Ege'de yaygın olduğu bilgisi veriliyor. Ama Egeliler mimozayı daha fazla mı sevmiş ne. Mimoza da güzeldir. Şarkılarda geçer. Hem sarı hem mor mimoza oluyor galiba. Bir de bu aralar ''mor salkımlı akasyalar'' açtı. Onlar da çok güzel.Velhasıl BAHAR çok güzel...
Erguvan sevenler için evde ''bonsai erguvan'' yetiştirme imkanı varmış. Dün gördüm ve çok şaşırdım. Google'a ''Bonsai Erguvan Ekim ve Yetiştirme'' yazıp tıklarsanız resmiyle birlikte göreceksiniz.
Yorumun için teşekkür ederim.
Sen de sağlıcakla kal. Sevgiler...
Guzel br isim de olur Erguvan kizlar icin...
YanıtlaSilBu yorumu okuyunca çok şaşırdım.
SilErguvan diye kız ismi hiç duymamıştım. Ama güzel olur diye düşündüm ve Google'a başvurdum.
Sonuç:
''ERGUVAN Türkiye'de en çok kullanılan 1603. isim Ülkemizde yaklaşık her 29,448 kişiden birinin adı ERGUVAN ve ismin yaygınlık oranı binde 0.03.''
Teşekkürler adsız ziyaretçim :)
ellerinize sağlık güzel bir konu
YanıtlaSilhttp://bicenyangin.com/
Teşekkür ederim.
SilŞahane yakışıyor erguvan doğaya, yazıya
YanıtlaSilAynen öyle.
SilGül ve laleden sonra Divan Edebiyatına da çok yakışmış.
Ah evet
SilBilseniz beni nerelere götürdünüz... talebelik yıllarımda İstanbul ve özellikle İstanbul Boğazını erguvanlar sarardı. Baharın verdiği heyecanlı ama naif esintiyle, erguvan rengi kıyafetlere bürünmüş genç ruhlu kızlar boğaz yolunda ve yalı aralarında piyasaya çıkarlardı. Bir tarafta akasyalar, bir tarafta ortancalar, binbir renkli çiçek armoni kokuları ve elbette erguvanlarla baharlar çok başkaydı... o eski günleri anımsattığınız için teşekkür ederim, sevgiler
YanıtlaSilZihninizde kokuları dahil ne kadar güzel ve derin yer etmiş ki kelimeleriniz anlattığınız manzarayı gözümün önüne getirdi. Rastladığım yazılardan biri Mayıs geldiğinde İstanbul'da yapılacak en güzel şeyin bir sandal kiralayıp Boğaz'ın maviliğinde süzülerek erguvan sefasına çıkmak olduğunu, zira en güzel erguvan seyrinin Boğaz'da gerçekleştiğini söylüyordu. Boğaz'ın iki yakasındaki yemyeşil koruların arasından eflatun renkleriyle pamuk şekeri gibi etrafa gülümsediklerini... Bu olağanüstü manzarayı kaçırırsak bir yıl beklemek zorunda olduğumuzu... Ben şahsen bunu aklıma yerleştirdim.
SilSiz de yapabilirsiniz Mehmet Bey...
Paylaşımınız için teşekkür ederim.
Sevgi ve dostlukla...
Batı kültürünün trajik hikayesini okuduktan sonra nette kısa bir araştırma yaptım, paylaşıyorum:
YanıtlaSil"Yine Hıristiyan inanışına (İncil'e) göre Hz. İsa çarmıha gerilmeden önce Romalı askerler tarafından üzerine erguvani elbiseler giydirilmiş. Bunun sebebi, "Roma'da erguvan renginin imparatorluk rengi olmasıdır. Bir Roma imparatorunun babası imparator ise, çocuk erguvan renkli örtüler arasında doğacağından, ona "porfirojenet" yani "erguvanlar içinde doğmuş" denilirmiş. Romalı askerler Hz. İsa'nın göğsüne "Yahudilerin Kralı" yaftasını asmadan önce onunla alay etmek için erguvan giydirmişler."
Roma'da erguvan renginin imparatorluk rengi olduğunu ben de okumuştum. Hatta o dönemi yansıtan tarihi filmlerdeki giysilerde de kullanıldığı aklıma gelmişti. Ama diğer bilgileri sayenizde öğrendim. Teşekkür ederim.
SilBizans İmparatorluğu döneminde de erguvan rengi imparatorluk rengiymiş. İmparatorlar, erguvan sarayının erguvan odasında doğarlarmış ve bu rengi onların dışında hiç kimse kullanamazmış. Osmanlı da hak ettiği ilgiyi göstermiş ve erguvan her daim sarayların hasbahçelerinin has konuğu olmuş.
Erguvan, rengi güzel, görselliği güzel ağacımız bizim.) azalmakla birlikte, İstanbul'da bu güzel çiçek açan ağaçlarımızdan mevcut yine de.. Güncelin ve hayatın içindeki olumsuzluklara inat, İnsanın içine çok başka bir huzur veriyor Erguvanlar. Blog sayfalarımızdan okuyuculara, baharın pozitif enerjisi yayılsın tüm evrene...
YanıtlaSilVe tabi ki sana da güzel bahar esintileri dilerim Zeugmacığım:)
Sevgilerimle...
Bahsettiğin o pozitif enerjiyi, satırlarını okurken bile üzerimde hissettim Esinciğim..
SilYayılsın tabii...
Hem ruhen hem bedenen fazlasıyla ihtiyacımız var. Baharın getirdiği mis kokulu, çeşit çeşit görsel şenliğin etkisine bırakalım kendimizi. Biraz şifa bulalım.
En güzel bahar esintileri seninle olsun.
Sevgilerimle...
Erguvanlara bayılıyorum, bak bak doyamıyor insan
YanıtlaSilBu kadar kısa sürüyorken doymak ne mümkün.
SilYerinde olsam bu ara erguvanların fon olduğu çekimler yapardım rebel ;)
''Kültürümüzde gülden sonra adına bayram yapılacak ikinci çiçek erguvandır'' demiş Ahmet Hamdi Tanpınar.. Bahar öylesine güzel bir mevsim ki keşke herkes yol kenarlarında,hatta en ücra köşelerde açan ve şehrin griliğini yırtan o rengarenk ağaçların ve çiçeklerin farkına varabilse.. Direnmeyi anlatıyor insana. Ne olursa olsun yaşadığımız tüm kötü günlere rağmen..
YanıtlaSilÜstelik bu ağaçlar bu çiçekler hiç bir karşılık beklemeden bu güzellikleri bizlere verirler.Ayrıca edindiğim ve çok sevdiğim bir başka bilgiye göre İstanbul M.S 330 yılında Costantinius tarafından kurulduğunda mevsim erguvan mevsimiymiş.Tarihler bu günü 11 Mayıs olarak kabul ederler.Ancak senede bir kez çiçek açan bu ağaç asırlar sonra Fatih Sultan Mehmet İstanbul'u fethettiğinde bütün görkemiyle sultanı karşılamıştır.Çünkü yine aylardan mayıstır. İstanbul Konstantiniyye ismiyle Hristiyan olarak doğduğunda da İstanbul ismiyle Müslüman olduğunda da aylardan hep Mayıstı her taraf erguvanla renklenmişti.
Bu yüzden rahatlıkla diyebiliriz ki İstanbulun ağacı Eguvan, rengi eflatun, doğum tarihi de Mayıstır...
Sevgiler...
İstanbul'un ağacı erguvan kesinlikle. Dolayısıyla rengi de eflatun tabii.
SilAma erguvanlar bunu çok kısa bir süre, yani ''tadımlık'' yaşatıyor maalesef :)
Belki de kıymeti bilinsin diyedir, kim bilir...
Farkındalık gerekiyor, haklısınız. Bu güzelliğin, ortaya çıkan döngünün başlıbaşına bir ''direnme'' ve mesaj olduğunu anlayabilmek...
Verdiğiniz değerli bilgiler ve sağladığınız katkı için teşekkür ederim.
Sevgiler...