şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29/03/2017

Gotik Edebiyat ve Bir Deha: Edgar Allan Poe

Edebiyatta fon olarak korku ve karanlığın hakim olduğu, mistik olayların yanı sıra derin kişilik çatışmalarını da kapsayan gotik türün en güçlü ismi hiç şüphesiz ki Amerikalı şair, yazar ve eleştirmen Edgar Allan Poe'dur.
Gotik türdeki edebi eserlerin kahramanları acı, keder, yalnızlık ve umutsuzluk benzeri duyguları çok derin yaşayan kimlikler.

Hastalık, yoksulluk, alkol bağımlılığıyla geçen ve 40 yıl süren kısacık hayatına sarsıcı şiirler, edebiyat dünyasında çığır açan hikâyeler ve kuramsal yazılar sığdırmış Poe. Ölümünün üzerinden 1 buçuk asır geçmesine rağmen eserleri halen güncelliğini koruyor. Üstelik yalnızca gotik türün sevenleri tarafından değil, tüm dünya tarafından sevilerek, benimsenerek okunuyor, en çok okunanlar arasında başı çekiyor...

Ölüm olgusu Poe'nun yaşamını tam üç kez sarsıcı biçimde bölmüş, daha 3 yaşındayken ikisi de birer tiyatro oyuncusu olan anne ve babasını art arda kaybedişi, eşinin çok genç yaşta vefatı ''ölüm'' imgesini yaşamı boyunca ayrılmaz bir bütün olarak beyninin kıvrımlarına yerleştirmiş. 

Yazgısına müdahale etmiş ölüm. Kimsesiz, yoksul, umutsuz bir birey olarak onu dış dünyadan nefret etmeye sürüklemiş. Bu yüzden şiirlerinde ve öykülerinde mistik bir dünya yaratıp gizemli olana yer vermiş.

30/11/2015

Nâzım Hikmet ve Rabia Hatun

Bursa’da cezaevinde / Kapatmışlar bir devi / Ellerini ısıtsın yüreğimin alevi…
Nâzım Hikmet Bursa Hapishanesi'nde yatarken Piraye'ye yazdığı mektuplardan birinde 13. yüzyılda yaşamış bir kadın şairden bahseder. ''Sana karşı duyduğum aşkın çeşidini bundan yedi yüz yıl önce yaşamış bir kadın yazmış. O kadını hem kıskandım hem de hayran oldum. Bak sana yazayım,'' der:

Olsamdı ben sema, olsandı sen hava
Alsamdı ben seni dem dem, nefes nefes.
Olsamdı ben mekan, olsandı sen zaman
Eflaki dolduran bir aşk olurdu bes
Bir kasedir alev dolu, gönlüm yana yana,
Men ta senin yanında dahi hasretim sana
Yaşlar dökende söndüremez ateşimi su,
Sunsan elinle kanımı, içsem kana kana...

Ve Nâzım bu şiiri Piraye'ye olan aşkına ithaf eder...

Geçenlerde bu dizelerin ''Rabia Hatun'' tarafından yazıldığını öğrendim. Peşi sıra şiirin Ş. Ayhan Özışık tarafından buselik makamında bir şarkı yapıldığını da öğrenince bir hayli şaşırıp Rabia Hatun ile ilgili acilen bir araştırma yapma gereği duydum. Kafam karıştı çünkü. Yedi yüz yıl önce yaşayan ve Azeri dilini çağrıştıran bu dizeleri yazan hatun tam olarak kimdi, başka neler yazmıştı?

Öncelikle söyleyeyim; Rabia Hatun dendiğinde benim aklıma dinsiz bir dansöz olduğu için zindanlara atılan ve sonradan hidayete eren bir evliya kadın gelirdi. Hani öldüğünde ruhunun bedeninden ayrılıp gökyüzüne uçtuğu insanlar tarafından görülen ve filmi de yapılan. Ama hayır, o değildi.
Bir de Basralı ünlü kadın sufi Rabia vardı. Babası tarafından köle olarak satılan ve ölünceye kadar evlenmeyen Rabia'nın hikâyesi ile sözleri 13. yüzyıl sufilerinden biri tarafından yazılan ünlü "Tezkiret'ül Evliya" adlı esere eklenmişti. 13. yüzyıl tamamdı; ama Basralı Rabia şiir falan yazmamıştı. Aradığım hatun o da değildi.

Neyse uzatmadan sadete gelelim. Çünkü hikâye inanılacak gibi değil!
1930'lu yıllarda ortalıkta birdenbire dili Âzeri Türkçesini andıran dörtlükler dolaşmaya başlar. "Pâyin sadâsı gelse de sen hiç gelmesen", "Hicrân içimde vasl ile bir hoş geçimdedir", "Men tâ senin yanında dahi hasretem sana", "Bir ses içimde kalmış, cânân unuttu zâhir" gibi olağanüstü dizelerden oluşan bu lirik şiirler, o yıllarda okul kitaplarına ve takvim yapraklarına kadar girer. Şiirlerin Rabia Hatun adında bir kadın şaire ait olduğu, hangi devirde yaşadığı bilinmediği şeklinde söylenceler başlar.

10/08/2014

İsimsiz Şiir

Gökyüzüm demeliyim sana
Tozum..
Toprağım…
Rüzgârım demeliyim sana
Belki bir çiçek ismini yakıştırmalıyım suretine
Papatyam desem..
Bir şiir tadında sanki her yaprağı
Ben yaprak olsaydım çiçek olmak istemezdim.
Ben çiçek olsam..
Ya da olmayayım…
Bir çiçeğin kederi solmaktır sanki
Ben şiir olsaydım da solardım
Bu kadar kafiye
Bunca acı..
Ver deseydim sana
Verir miydin,
Bir uyak, bir sitem
Ben şiir olsaydım?
Ya da olmayayım.
Bir çiçek olsam
Adım gökyüzü olsun isterdim
Toprak koksun isterdim sevdam..
Bir çocuk görüyorum solumda
Solumda olmasaydı belki görmezdim
Ben zaten çoğu şeyi göremiyorum
Gelenler..
Gidenler..
Ben çocuk olsaydım soluma gelmezdim
Solumda her gördüğüm / gördüklerim
Yakıp gitti canımı
Ben olsaydım beni yakmazdım..
Ama beni hep yaktılar…
Beni yakanlara gül vermek isterdim
Gül olsaydım ben,
Dikensiz olurdum herhalde
Uf!
Elime battı..

t.yazıcı
28 Temmuz Pazartesi
21:07.2014
Altınoluk

Parçalanmış Gülüşler

www.gonulsokak.blogspot.com



23/02/2012

Mendilci Kız


















Sabahları
Bir parça umut,
Bir yudum yalnızlık,
Tepeleme acı
Ve sessizce içine akan
Tonlarca gözyaşı ile
Kaldırımlardaydı o hep,
Mendil satıyordu...
Gonca bir gül gibiydi,
Belki de
Küçücük ve narin
Bir gelincik
Yıkık ve nemli bir
Duvar dibinde açan
Ve göz kamaştıran.
Hüzün doluydu yüzü
Yoksulluğu
Yansıtan...


Şiir: Zeugma
Fotoğraf: Mehmet Dağ



02/07/2011

Gökyüzü Olmak


Yıllar sonra bir öğle vakti... Çocukluğumun geçtiği şehirde en güzel anılarımı bıraktığım o sokak...
Ne evlerin yeni çehreleri ne sokağın taş parkelerle döşenmiş son hali değiştirememiş hiçbir şeyi...

Geçmişin nabız sesleri başlıyor dört bir yanımda inceden,
bana karışıyor.
Aynı anda atıyoruz gümbür gümbür,
sızılarla resmedilmiş bir sessizliğin tam ortasında...
Çocukluğumu soluyorum ruhumun en ücra noktalarında...

Usul usul ilerliyorum sonra, nefessiz...
Attığım her adım geçmişi sürüklüyor önümde...
Gökyüzü doluyor içime, büyüyor, büyüyoruz,
doğduğum evin pencerelerinde, kopkoyu bir hüzünle...

Masmavi düş bahçelerinde, bulutlarla birlikte...



(Fotoğrafı tıklayıp büyüttüğünüzde pencerelerde o gökyüzünü ve bulutları göreceksiniz.)



28/01/2011

Yollar

Bir istasyon vardı,
Önünde insanların bekleşip durduğu.
Hüzün dağıtırdı trenler uzaktan kalkan ellere.
İncecik bir bıçaktı özlemler,
Saplanır kalırdı yüreklere.
Yaralı bir güvercin eşlik eder,


Gözyaşı döküp hasret açardı akşamlar,
Bir genç kız dudağında buruk kalmış
Bir hoşçakal gibiydi,
Yarım kalırdı avuçlarda
Uzayıp giden o yollar...



Yolculukların yoğunlaştığı bu günlerde, yüreğinizdeki özlemlerin sona ermesi; sıcacık, rengarenk sevgi çiçeklerine dönüşmeniz dileğimle, sevgide kalın...