''Dünyada en çok ekmek tüketen ülke'' olarak isim yapmamız boşuna değil. Biz Türkler ekmeksiz sofraya oturamıyoruz. Bu yüzden ekmek konusunda da tarihi yüzyıllar öncesine dayanan esaslı bir kültürümüz var.
Göçebe olarak yaşadıkları dönemlerde atalarımızın sofralarında lavaş, yufka, şepit, bazlama, gözleme, sinçü, biskeç ve pide benzeri ekmek türleri varmış. Anadolu'ya gelip yerleşik kültüre geçtiklerinde ise farklı türlerde ekmek üretmeye başlamışlar. Evliya Çelebi, Seyahatname'sinde francala ekmekten bahsetmiş mesela. En iyi francalanın Galata ve Tophane fırınlarında yapıldığını yazmış. Sarayın ekmek ve pideleri ise Topkapı Sarayı'nın has fırın adlı bölümünde pişiyormuş.
İsmi bir tür ekmek olan faduladan gelen ve pek çok çeşidi olan pide kültürüne geçiş 15 ve 16. yüzyılda başlamış. Türk ve Ortadoğu mutfağında yaygın. Bizdeki geleneksel pideye en çok benzeyen Araplara ve Hindulara özgü pita adlı ince, küçük pideler. Bir de Ermenistan'da yaygın olan ve sözcük olarak ''elle çekilen'' anlamına gelen matnakaş var. Susam kullanılmayışı dışında neredeyse bizdeki pidenin aynısı. Kimin kimden kopya çektiği belli aslında.
Bir toplumun birlik ve beraberliğinin temel direği manevi değerlere ait sembollerin yaşatılıp gelecek nesillere aktarılmasının önemi büyüktür.
Ramazan pidesinin adı üzerinde; Ramazana özel, Ramazanın vazgeçilmezi demek. Manevi duyguların tavan yaptığı iftar saatlerinde yayılan buram buram mis kokular demek. Fırınların önlerinde uzayan kuyruklarda geçmişe yolculuk, çocukluğunu aramak demek kimi zaman. En çok da Ramazanla gelen, Ramazanla sona eren demek. Oruç tutsun ya da tutmasın Ramazan ayını sırf pide yiyebilmek için dört gözle bekleyenler var, bilirsiniz. Bu kadar sevilen ve rağbet gören bir şey neden fırınlarda sadece Ramazan ayında çıkar, onun dışında her zaman bulunmaz, hiç düşündünüz mü?
Göçebe olarak yaşadıkları dönemlerde atalarımızın sofralarında lavaş, yufka, şepit, bazlama, gözleme, sinçü, biskeç ve pide benzeri ekmek türleri varmış. Anadolu'ya gelip yerleşik kültüre geçtiklerinde ise farklı türlerde ekmek üretmeye başlamışlar. Evliya Çelebi, Seyahatname'sinde francala ekmekten bahsetmiş mesela. En iyi francalanın Galata ve Tophane fırınlarında yapıldığını yazmış. Sarayın ekmek ve pideleri ise Topkapı Sarayı'nın has fırın adlı bölümünde pişiyormuş.
İsmi bir tür ekmek olan faduladan gelen ve pek çok çeşidi olan pide kültürüne geçiş 15 ve 16. yüzyılda başlamış. Türk ve Ortadoğu mutfağında yaygın. Bizdeki geleneksel pideye en çok benzeyen Araplara ve Hindulara özgü pita adlı ince, küçük pideler. Bir de Ermenistan'da yaygın olan ve sözcük olarak ''elle çekilen'' anlamına gelen matnakaş var. Susam kullanılmayışı dışında neredeyse bizdeki pidenin aynısı. Kimin kimden kopya çektiği belli aslında.
Bir toplumun birlik ve beraberliğinin temel direği manevi değerlere ait sembollerin yaşatılıp gelecek nesillere aktarılmasının önemi büyüktür.
Ramazan pidesinin adı üzerinde; Ramazana özel, Ramazanın vazgeçilmezi demek. Manevi duyguların tavan yaptığı iftar saatlerinde yayılan buram buram mis kokular demek. Fırınların önlerinde uzayan kuyruklarda geçmişe yolculuk, çocukluğunu aramak demek kimi zaman. En çok da Ramazanla gelen, Ramazanla sona eren demek. Oruç tutsun ya da tutmasın Ramazan ayını sırf pide yiyebilmek için dört gözle bekleyenler var, bilirsiniz. Bu kadar sevilen ve rağbet gören bir şey neden fırınlarda sadece Ramazan ayında çıkar, onun dışında her zaman bulunmaz, hiç düşündünüz mü?



