23/06/2017

Ramazan Pidesi Neden Sadece Ramazan Ayında Çıkar?

''Dünyada en çok ekmek tüketen ülke'' olarak isim yapmamız boşuna değil. Biz Türkler ekmeksiz sofraya oturamıyoruz. Bu yüzden ekmek konusunda da tarihi yüzyıllar öncesine dayanan esaslı bir kültürümüz var.
Göçebe olarak yaşadıkları dönemlerde atalarımızın sofralarında lavaş, yufka, şepit, bazlama, gözleme, sinçü, biskeç ve pide benzeri ekmek türleri varmış. Anadolu'ya gelip yerleşik kültüre geçtiklerinde ise farklı türlerde ekmek üretmeye başlamışlar. Evliya Çelebi, Seyahatname'sinde francala ekmekten bahsetmiş mesela. En iyi francalanın Galata ve Tophane fırınlarında yapıldığını yazmış. Sarayın ekmek ve pideleri ise Topkapı Sarayı'nın has fırın adlı bölümünde pişiyormuş.
İsmi bir tür ekmek olan faduladan gelen ve pek çok çeşidi olan pide kültürüne geçiş 15 ve 16. yüzyılda başlamış. Türk ve Ortadoğu mutfağında yaygın. Bizdeki geleneksel pideye en çok benzeyen Araplara ve Hindulara özgü pita adlı ince, küçük pideler. Bir de Ermenistan'da yaygın olan ve sözcük olarak ''elle çekilen'' anlamına gelen matnakaş var. Susam kullanılmayışı dışında neredeyse bizdeki pidenin aynısı. Kimin kimden kopya çektiği belli aslında.

Bir toplumun birlik ve beraberliğinin temel direği manevi değerlere ait sembollerin yaşatılıp gelecek nesillere aktarılmasının önemi büyüktür.
Ramazan pidesinin adı üzerinde; Ramazana özel, Ramazanın vazgeçilmezi demek. Manevi duyguların tavan yaptığı iftar saatlerinde yayılan buram buram mis kokular demek. Fırınların önlerinde uzayan kuyruklarda geçmişe yolculuk, çocukluğunu aramak demek kimi zaman. En çok da Ramazanla gelen, Ramazanla sona eren demek. Oruç tutsun ya da tutmasın Ramazan ayını sırf pide yiyebilmek için dört gözle bekleyenler var, bilirsiniz. Bu kadar sevilen ve rağbet gören bir şey neden fırınlarda sadece Ramazan ayında çıkar, onun dışında her zaman bulunmaz, hiç düşündünüz mü?

09/06/2017

Sarmaşık mı Sırnaşık mı?

Hem söylem hem içerdikleri anlam ve eylem olarak bir hayli benzeyen ''sarmaşık'' ve ''sırnaşık'' sözcüklerinin birbirleriyle köken olarak hiçbir bağlantısı yokmuş, hayret!
Bence var...
TDK sözlükte ''Rahatsız eden, sıkıntı veren, arsız, yalaka'' gibi anlamlar içeren ''sırnaşık'' sıfatını dilimize kazandıran kişi bu kelimeyi düşünürken sarmaşık ile direkt bağlantı kurmuş, kesin. Nasıl mı?
Sarmaşığın bulduğu yere uzanıp yapışarak ve dolanarak ilerleyen arsız bir bitki olduğunu iyi bilen biriymiş kendisi.
Bence o yüzden bu kadar benziyor iki kelime.

Bahçe ve bina duvarlarını güzelleştirmek için ideal bir bitki olan sarmaşığın; kızıl sarmaşık, yıldız sarmaşık, salkımlı sarmaşık gibi dekoratif türleri var. Bilirsiniz, büyürken öyle istediği her yere uzanıp ilerlemesine izin verilmiyor. Yani belirli aralıklarla budanması gerekiyor.
Peki ya budanmazsa?
Sarmaşık en çok çam ağaçlarına musallat oluyormuş, bakar mısınız? Bir de ceviz ağaçlarına. En alttan başlayarak gövdelerine öyle yapışmış ki, her biri sarmaşık ağacına dönüşecekmiş neredeyse. Bir ağaç bu kadar mı rahatsız edilir, bu kadar mı sıkboğaz edilip sıkıntı verilir? Üst dallara kadar bir hastalık gibi sirayet etmiş. Ağaçlar ağaçlıktan çıkıp yok olma sürecine girmişler resmen. Ellerinden hiçbir şey gelmediğinin, acziyetin ve teslimiyetin resmini sergiliyor zavallılar. Adeta can çekişiyorlar. Koskoca birer çam ağacı, ceviz ağacısınız siz. Arsız ve sırnaşık bir sarmaşığa yenik düşmek neden?

01/06/2017

Gök Denizlerin Ak Kuşları: Martılar

Geçtiğimiz hafta sonu martılarla biraz fazlaca haşır neşir olunca buraya yazmadan olmazdı. Daha önceleri uzak mesafeden zar zor fotoğraflarını çekebildiğim martılara bir haller olmuş, nasıl denir, evcilleşmişlerdi sanki. İnsanlardan zerre ürkmüyorlardı. Nasıl güzel, nasıl sevimliydiler öyle.
Bana da bol bol yakın plan fotoğraflamak düştü...

Bu şaşırtıcı değişimde sahilde gezinen güvercinlere bisküvi, yemek, ekmek kırıntıları getirme gibi bir gelenek başlatan insanların payı büyük olmalıydı. Martılar daha yem poşetlerini görür görmez anında güvercinlerin arasına ışınlanıyor, dahası devamının geleceğini biliyor, bir sonraki yemleri beklemek adına uçup gitmiyorlardı. Aklıma geçtiğimiz kış Fatih'te karnı her acıktığında sosis istemek için hep aynı eve gidip camına bir ağaçkakan gibi gagasıyla vurarak haber veren sevimli martı gelmedi değil.

Ya şehir hatları vapurlarının peşine her seferinde adeta kadrolu bir görevliymişcesine düşen martılar? İnsanların tükettiği yiyeceklere karşı alışkanlık geliştiren etçil, balıkçıl bir hayvanın ülkemiz şartlarında ''simitçil'' yapılması ayrı bir tebessüm sebebi aslında. Yoksa ''Değişmeyen tek şey değişimdir,'' mi demeliydi? Becerikli oldukları bilinen martıların özellikle büyük türlerinin üst düzey zekaya sahip oldukları gerçeğini unutmamalı en iyisi...