16/09/2026

Blogger Okuma Listesi Neden Dondu?

Merhaba sevgili blog yazarları ve sadık blog okuyucuları,
Yaklaşık bir haftadır Blogger paneline girdiğinizde sizin de içinize bir kasvet çöküyor mu?

"Okuma Listesi" (Reading List) veya blogunuzun yan menüsündeki "Blog Listesi" (Blogroll) eklentilerine baktığınızda hep aynı eski yazıları mı görüyorsunuz? "Acaba artık kimse yazmıyor mu?", "Herkes blogunu bıraktı mı?" ya da daha kötüsü "Blogger bu özelliği tamamen mi kaldırdı?" endişesine kapıldıysanız, derin bir nefes alın. Yalnız değilsiniz ve endişeleriniz yersiz!
Bugün, günlerdir toplulukta "off poff" edilmesine neden olan bu can sıkıcı durumun arkasındaki gerçekleri ve bu süreçte neler yapabileceğimizi anlatmak istiyorum.

Gerçek Sorun Ne? (Kalıcı Değil, Küresel Bir Arıza!)
Şu an yaşanan durum kesinlikle kalıcı bir düzenleme veya Blogger’ın bir özelliği yayından kaldırması durumu değil. Karşı karşıya olduğumuz şey, Google sunucularından kaynaklanan küresel bir senkronizasyon arızası (bug). Blogger’ın resmi yardım forumlarında, dünyanın dört bir yanından yüzlerce blogger tam olarak aynı sorunu bildiriyor: Sistemin temel taşlarından biri olan site feed (RSS/Atom) altyapısı, takip edilen blogların yeni yazılarını panellere ulaştıramıyor. Blogger geçmiş yıllarda da benzer teknik altyapı güncellemeleri sırasında bu tarz feed donmaları yaşamıştı. Google mühendisleri arka planda sorunu çözdüğünde sistem kendiliğinden eski düzenine kavuşacak. Yani kimse yazmayı bırakmadı, sadece Blogger bizi birbirimizden geçici olarak habersiz bırakıyor!

Bu Süreçte Yapabileceklerimiz:
Sistem düzelene kadar köşemize çekilip beklemek ya da bloglarımızı terk etmek yerine, blog kültürünü canlı tutmak için uygulayabileceğimiz harika adımlar var:

11/09/2026

Kentsel Dönüşümle Gelen

Bir sürü yorgunluk bir sürü yoğunluğun içindeyim kaç gündür. Üç vilayet arasında adeta mekik dokumaktayım ve halen devam ediyor bu yoğunluk.
Yaşadığım şehir, ailemin yaşadığı son şehir ve Ankara. Babadan kalan ve kentsel dönüşüme giren iki ayrı dairenin yerlerine yenileri yapıldı ve bitti. Birisinin arsasına yapılanlardan iki daire, diğerinden ise tek daire biz kardeşlere düşüyordu.
Blogu okuyanlar bilirler ki Ankara'nın çok özel bir yeri vardır kalbimde. O nedenle, bana düşen parayla Başkent'ten küçük bir daire satın alma kararı vermiştim. 

O kararım gerçeğe dönüştü bu hafta. Tam istediğim gibi küçük ama şirin bir ev. Bir taraftan da yoğun bir hüzün var üzerimde. Gözlerim dolu dolu. Çünkü bu evde bastığım her adım geçmişi hatırlatıyor bana. Özellikle de çocukluk anılarım bir bir gözümün önünden geçiyor. Dünyanın, hiçbirimizin kaçamayacağı acımasız döngüsü ve gidenlerin asla geri dönmeyeceği gerçeği, fon müziği "Ah Yalan Dünya" olan bir film şeridi halinde dönüp duruyor sürekli beynimin içinde. 

Gerisini söze dökebilmem de mümkün değil zaten...

31/08/2026

Uluslararası Çanakkale Boğazı Yüzme Yarışı Şampiyonu

Dün izlediğim 30 Ağustos Zafer Bayramı programı bitiminde, hemen bitişikteki İskele Meydanı'nda tesadüfen rastladım bu görkemli etkinliğe. Saat henüz 10.30 civarı idi. Yarış bitmek üzereydi. Detayları araştırdığımda etkinliğin her yıl 30 Ağustos Zafer Bayramı'nda düzenlenen Çanakkale Boğazı'nı Geçme Yarışı (Uluslararası Çanakkale Boğazı Yüzme Yarışı) olduğunu öğrendim. Ancak, sporcuların hem akıntıyla hem de kendi sınırlarıyla mücadele ettiği bir spor müsabakası değildi bu. Aynı zamanda tarihsel bilinci ve minnet duygularını canlı tutan bir saygı duruşu özelliği vardı.

Boğazın en kritik noktası burasıydı. Sıradan bir su yolu değildi. Nice savaşlara şahit olmuştu. Her bir kulacın altında devasa bir tarih, batıklar, mayın patlamaları ve vatan savunmasının izleri yatıyordu. Sözün özü; anlamlı olduğu kadar bir o kadar da heyecan dolu bu özel müsabaka, yüzme tutkunlarını bir araya getirdiği kadar aynı zamanda Çanakkale Zaferi'nin önemini vurguluyor, Boğaz'ın serin sularında kulaç atan sporculara birlik beraberlik halinde dayanışma ve mücadele ruhu yaşatıp geçmişte yaşanan kahramanlıklara saygıyı da pekiştiriyordu.

Yüzücüler o sularda sadece fiziksel olarak değil, ruhen de geçmişe saygı duruşunda bulunarak kulaç atıyorlardı. Bir de şu vardı ki; boğazdaki akıntılara direnç gösterip meydan okurken bizzat kendileri de geçmişteki destansı mücadeleyi sembolize ediyorlardı.
Saatler 10.40’ı gösterdiğinde, kordondan denize bakarak bu muazzam mücadelenin son anlarına tanıklık ediyordum. Yarış bitmiş, yüzücüler sudan çıkmıştı. Herkesin yüzünde o zorlu parkuru tamamlamanın haklı gururu vardı. Boyunlarından derin anlamlar taşıyan madalyalarını çıkarıp yakın fotoğraflama yapıyor, o anı ölümsüzleştirmek istiyorlardı. Madalyanın fotoğrafını çekmeyi ben de çok istedim; ama kalabalığın coşkusundan bir türlü istediğim netliği yakalayamıyordum.

Tam o esnada önüme, denizin hemen kıyısına, elindeki madalyasını fotoğraflamaya gelen 15-16 yaşlarında bir genç kız dikkatimi çekti. Öyle duru, öyle masum ve sevimli bir duruşu vardı ki... 
Yanına biraz yaklaşıp: ''Canım, kutlarım. Mümkünse madalyanı yakından ben de fotoğraflayabilir miyim?'' dedim. Dünyanın en içten, en tatlı gülümsemesiyle "Tabii ki" dedi. Cesaret alıp blog yazarı olduğumu ve eğer isterse kendisini de çekebileceğimi söylediğimde yine gülümseyerek ''Tabii, çok isterim'' dedi. Deklanşöre basarken, karşımda sadece boğazı yüzerek geçmiş azimli bir genç kız değil, 30 Ağustos ruhunun yeni nesilde nasıl hayat bulduğunun canlı bir kanıtını görüyordum.

İsmini söylediğinde yüzündeki o tatlı tebessüm, çektiğim her iki poza da aynen yansıdı. Kısacık ama güçlü bir ruhu olan, ikimizi de çok mutlu eden bir karşılaşmaydı bu. Vedalaştık. O yoluna devam ederken ben de üzerimdeki harika enerjinin coşkusuyla evin yolunu tuttum. 31 Ağustos tarihli bu yazımı hazırlamak için bilgisayarımın başına geçip ön araştırma yapmaya başladığımda ise hayatımın en büyük sürprizlerinden biri beni bekliyordu! 
Melek yüzüyle, kordonda tek başına, hiç dikkat çekmeden yürüyen o 16 yaşındaki masum genç kız; meğer o gün yerli yabancı tüm basının, kameraların ve Çanakkale'nin peşinde olduğu kişiymiş! Nice savaşlara şahit olmuş, akıntılarıyla devasa gemileri yutmuş o tarihi boğaza meydan okuyan ve dalgaları dize getirerek Uluslararası Çanakkale Boğazı Yüzme Yarışı'nda Kadınlar Genel Klasman Şampiyonu olan Çiğdem Ezo Topaloğlu’ndan başkası değilmiş! O koskoca boğazı ve sert akıntıları deviren muazzam kulaçların sahibi, birkaç saat önce karşımda utangaç biçimde gülümseyen o tatlı genç kızmış!

Çanakkale Boğazı geçmişte nasıl büyük kahramanlıklara ev sahipliği yaptıysa, bugün de Çiğdem Ezo gibi gençlerin azmiyle taçlanıyor. Yolumun onunla kesişmesi ve o zafer anının en yalın, en masum halini fotoğraflayabilmiş olmak benim için unutulmaz bir 30 Ağustos hediyesi oldu. 
Bu toprakların ruhu, gençlerin omuzlarında güvenle yükselmeye devam ediyor. 

Tebrikler şampiyon, seninle gurur duyuyoruz! 🤗✨🎖🌊🌊

* * *


30/08/2026

30 Ağustos Zafer Bayramı

Bugün saat 10.00'da başlayan çelenk koyma töreni sonrası Çanakkale Valisi Ömer Toraman, Boğaz ve Garnizon Komutanı Tuğamiral Birol Orak ve Belediye Başkanı Muharrem Erkek Kordon'da gerçekleştirilecek resmi geçit alanına doğru ilerlerken.

Büyük Taarruz'un 104. Yıl Dönümü'nde Başkomutan Gazi Mareşal Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarına, kahraman Mehmetçiğimize, fedakâr Kuvayı Milliyecilerimize saygı, sevgi, rahmet ve minnetle...

30 Ağustos Zafer Bayramımız Kutlu Olsun!

(Millet Meclisi 19 Eylül 1921'de, Başkomutan Mustafa Kemal Paşa'ya, kanunla ''Müşir'' yani ''Mareşal'' rütbesi ile ''Gazi'' unvanı vermiştir.)

28/08/2026

Troas’ın Saçları Üzüm Elleri Toprak Kokulu Zamansız Kadınları

Osman Hoca’nın bağrına bastığı Troya köylüsü asil kadınlar...
Saçlarındaki üzüm salkımları, bu topraklara verdikleri emeğin en kutsal tacı.
Her şey kulaklarımda çınlayan o neşeli ada rüzgârı ve Ata Demirer’in ''Kargalar yimeden sen yi!!'' diyen muzip çağrısıyla başlamıştı aslında. Koluma sepetimi takmış, Bozcaada'nın o meşhur Bağbozumu Festivali’nde yaşatılan asırlık bir geleneğin görkemli coşkusuna ortak olmuştum. Hiç tanışmadığımız insanlarla aynı traktörün kasasında, bir darbukanın neşeli ritmi eşliğinde, günün tüm stresini ve koşturmacasını tamamen ardımızda bırakarak bağlara doğru yol alıyorduk. Bizim için seçilen bağda mis kokulu ada üzümlerini dalından koparırken ve o şahane salkımları sepetime keyifle yerleştirirken, o an sadece bir hasat mevsimini değil; aslında bu kadim toprakların binlerce yıllık en canlı ritüellerinden birini, duvarları süsleyen o saçları üzümlü antik kadınların mirasını yaşadığımdan habersizdim.

24/08/2026

Daldan Dala Ağustos Günleri

Evden dışarı pek çıkamadığımız boğucu sıcaklardan geçiyoruz yine. Çarşı pazar hak getire. İyi ki sanal marketler var. Ancak, pazardan taze sebze meyve alışverişi yapmanın yerini hiçbir şey tutmuyor. Cuma günü sabah 7.30 gibi yola düştük ki serinlikte hem yürüyüş olsun hem de işimizi çabucak bitirip sıcak basmadan eve dönelim. Fakat sıcaklık yükselmeye başlamıştı bile. İncecik kıyafetlerimize rağmen daha pazara varmadan su gibi terlemiştik. Bu demekti ki havadaki nem oranı aşırı yüksek.

Demek ki alışveriş için çok da fazla dolanmadan hızlı çekim yapmak gerekiyordu. Zaten kaç gündür ne astığım çamaşırlar doğru dürüst kuruyordu ne de tepsiye yaydığım son parti taze naneler. Bunca sıcağa rağmen kurumak için üçüncü güne sarkan nane hiç görmemiştim. Şöyle bir ovuşturayım dediğimde doğru dürüst çıtırdamıyordu bile. "Onca ayıklayıp yıkadım, boşa gitmesin" diye düşük ısıda biraz fırında bekleteyim dedim. Kurumuştu ve çıtırdıyordu; ama nane kokusuna benzer bir şey kalmamıştı. Onca emeğim boşa gitti. Sıcaklar naneyi bile nanelikten çıkarmıştı.

15/08/2026

İki Hekim İki Dünya: "Çok Konuşuyoruz" mu Yoksa İnsan mı Unutuyoruz?

Hayat bazen karşımıza öyle zıtlıklar çıkarıyor ki, insan ister istemez durup düşünüyor: Bir mesleği "büyük" yapan şey, sadece duvardaki diplomalar ve teknik beceriler midir, yoksa o mesleğin ruhuna üflenen insani nezaket mi?

İki yıl önce Ankara’da, alanında çok ünlü bir göz hastalıkları profesörüne muayene olmuştum. Tedavinin getirdiği o doğal endişeyi daha odasına girer girmez silip süpüren bir kibarlığı vardı. Muayene bittiğinde, hiç mecburiyeti yokken kendi telefon numarasını uzattı bana. "Gelişmeleri mutlaka bana bildirin, aklınıza bir şey takılırsa da çekinmeden arayın" dedi. Bir profesörün, bir insanın hayatına bu denli incelikle dokunması, bana sadece şifa değil, müthiş bir güven ve değerlilik hissi vermişti gerçekten de.

Bu olaydan bir yıl kadar sonra da yolum bir başka şehirde, özel bir diş hekiminin koltuğuna düştü. Doğal olarak, maddi karşılığını fazlasıyla ödediğiniz özel sektörden, en azından Ankara'daki o insani yaklaşımın ufacık bir kırıntısını beklersiniz değil mi? Ancak diş hekimim ile iletişim sorunu yaşıyorduk. Anlaşılmaz türden bir ulaşılmazlık...

08/08/2026

Kuluçkaya Yatamayan Küçük Kumrular

Bizim buralarda o kadar çok küçük kumru var ki. Çok çabuk ürediklerini öğrenmiştim zaten. Uçmak yerine genellikle hep yerde geziniyorlar. İnsana yakın bir tür olduğu için de kaçmıyorlar. Yolda yürürken neredeyse üstlerine basacağız. O derece ve her yerdeler:)
Geçen yıl yuva kurma çalışmalarını çok yakından izlemiş ve çok akılsızca bulmuştum. Bir çift küçük kumru bizim arka taraftaki küçük odanın penceresi önünde her Allahın günü yuva yapıyordu. Akşama kadar uğraşılan ve sabah olunca uçup gitmiş bir yuva. Her sabah dişi küçük kumru hiç yılmadan gelip yine köşeye yerleşiyor, erkek olan bulduğu incecik çalı çırpıları ağzıyla ona getiriyor. O da gagasıyla eşinin gagasından alıp yuva olsun da yumurtlayabilsin diye altına yerleştiriyordu. Tam yuvaya benzeyeceği sırada bir rüzgâr geliyor, ya yarısı ya da hepsi birden uçup gidiyordu.

04/08/2026

Cezayir Menekşesi: Rousseau, Elizabeth Taylor Gözleri ve Gölgelerin Asaleti

Üç ay kadar önce, mayıs ayı başlarında bir gündü. İskele Meydanı'na kestirme bir yoldan çıkmak üzere şehrin parklarından birinin içinden geçerken aynı zamanda bitkileri incelemeye alıyor, sıradan peyzaj düzenlemelerinin, ağaçların, yeşilliklerin arasında pür dikkat ilerliyordum.
Gözüme aniden eşsiz bir pırlanta gibi çarpan büyüleyici bir çiçeğin önünde kalakaldım. Buğulu bir mor-mavi tonunda, öyle canlı, öyle derin ve eşsiz bir görünümdeydi ki, başından dakikalarca ayrılamadım. Hani sinema tarihinin unutulmaz efsanesi Elizabeth Taylor’ın dünyaca ünlü o nadide menekşe gözleri vardır ya; işte bu çiçek de tam olarak o asil bakışlarla toprağın üzerinden bana bakıyordu.

Heyecanla hemen telefonuma sarılıp, o büyüleyici canlılığı kaybetmemek için peş peşe iki poz çektim. Meğer o anki heyecandan başka bir açıdan çekmeyi bile akıl edememiş, neredeyse birbirinin aynı iki kareyle kalakalmışım! Ama olsun varsın; o fotoğraflara şimdi ne zaman baksam, yine de parktaki o ilk büyülenme anını, o saf heyecanı aynen görebiliyorum.
Eve dönüp bu güzelliğin adını araştırdığımda karşıma Cezayir Menekşesi (Vinca minor) çıktı. Botanikte bu çiçeğin yaz kış yaprak dökmediğini, en zorlu gölgelere ve ağaç altlarına bile meydan okuyarak toprağı asil bir halı gibi kapladığını öğrendim.

02/08/2026

Anjelika Erikler ve Kantaron Yağı İşlemleri

Anneannemin ilk göz ağrısı, mutfak konusunda el verdiği biricik torunu olarak bayrağı taşımaya devam. Temmuz ayı sona erdi. Bu demektir ki bu yıl da sırası gelenlerle kış hazırlıklarına işlem vakti.

Yalnız bu yıl içimi öyle bir heyecan kapladı ki! Meğer isimlerin bize oynadığı tatlı bir oyun varmış. Ben o lezzetine bayıldığım mis kokulu, meşhur Anjelika eriğin peşine düşüp mitolojik hikâyesi olup olmadığını araştırırken, karşıma meleklerin şifası olan "Melekotu" Angelica Archangelica çıkmaz mı? Yolculuk başta biraz karışsa da, mutfakta işlemden geçmeyi bekleyen bu asil ve de leziz mor eriklerin kuruma hikâyesi kendi mucizesini yaratmaya yetti bile!

25/07/2026

Balkondaki Ağustos Böceği (Cicadidae)

Sanırsınız ki makro çekim yaptım. Hayır efendim, her zamanki gibi sıradan cep telefonum ile çekip birleştirdim bu iki fotoğrafı.

Hayatımda ilk kez böyle bir böcek gördüm. Dikkatlice bakın bakalım, siz gördünüz mü?
''Sanki uzaydan gelip bizim balkona inmiş,'' diyeceğim; ama iki seksen bir doksan yatıyordu mutfak balkonunun zemininde :)

Güldüğüme bakmayın, vallahi biraz ürperdim ilk gördüğümde. Nereden gelip de oraya düştü hiç bilmiyorum. Acaba karganın ya da kırlangıçın biri buldu da yavrularına götürürken ağzından mı düşürdü? Sanki canlı gibiydi. Baktım hiç kıpırdamıyor, elime alıp incelemek istedim.

Peki ama fosilleşmiş bir böcek bu. Kupkuru; fakat canlıymış gibi bakıyor. Neler oluyor?

Bir alttan bir üstten detaylı fotoğrafını çekip Google'a sormak ancak geldi aklıma: Ta taam!

''Ağustos böceği'' imiş meğer. Yahu bu ne cahillikmiş bende. Şu yaşa geldim ne kendisini görmüşüm ne fotoğrafını. Sadece sesini biliyorum, sesini. Hemcinsleriyle yaz aylarında görev aldığı o koroyu, koristliğini. Nasıl da severim o içimi her nedense huzur ve güven duygusuyla dolduran, sıcak yaz günlerinin neredeyse kesintisiz ve de benzersiz muhteşem korosunu.

17/07/2026

Montenegro'da Vizesiz Avrupa Turu

Paket turların ulaşım, otel ve transferleri tek planlamada birleştirerek süreci stressiz hale getirme gibi şahane bir özelliği yok mu sizce? Yurt dışına açılan bu turlar, özellikle lojistik detaylarla uğraşmadan konforlu bir tatil arayanlar için kusursuz bir seçenek. Peki ya vizesi olmayanlar? Onlar için Avrupa tatili bir hayal mi?

Balkanlar'da Adriyatik Denizi kıyısında yer alan, büyüleyici Orta Çağ kasabaları, dik dağları ve fiyort benzeri muhteşem koyları ile ünlü bir Avrupa ülkesi olan Montenegro (Karadağ), şu an Türk vatandaşlarından turistik seyahatlerde 180 gün içinde 30 günü aşmamak kaydıyla vize istememesi, para birimi olarak Euro kullanması ve sunduğu zengin deniz - doğa turizmi seçenekleri sayesinde son yılların en popüler tatil destinasyonlarından biri. Paket turlarla vizesiz tatil yapmak için harika bir tercih.

Karadağ'ın turizm merkezi olan Budva şehrindeki plajlardan biri
Turkuaz renkte berrak bir deniz, kumsalda yoğun şemsiyeler ve arka planda yeşil dağlar. Budva, 2500 yıllık tarihiyle Adriyatik kıyısının en eski yerleşim yerlerinden biri olarak ün yapmış.

12/07/2026

Pazar Yerinde Bir Şive Bir Mucize: ''İç İlaç Yok"

Dün cumartesi pazarında dolaşırken dünya tatlısı göçmen bir ninenin tezgâhı önünde durdum. Önündeki taze, kütür kütür salatalıkların üzerine öyle muzip ve gülümseten bir fiyat etiketi koymuştu ki, fotoğrafını çekmeden duramadım. Muhacir şivesinin o kendine has samimiyetiyle kâğıda yazdıkları ''Hiç ilaç yok, tamamen doğal'' demek istiyordu. Telefonumla anı ölümsüzleştirirken, zihnim beni birden yıllar öncesine, hayatımın en yorucu; ama en güzel yolculuklarından birine ışınlayıverdi.

19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı tatiliydi. Kapadokya’ya uzanan ve 14 saate yakın sürmüş o bitmek bilmeyen 4 günlük okul gezisinin tam ortasındaydık. Oraya vardığımızda hepimizin göz kapakları ağırlaşmış, uykusuzluk ve yol yorgunluğu omuzlarımıza çökmüş, zihnimizi ve bedenimizi yavaşlatmıştı. 

Kısa bir süre içinde yol kenarında tezgâhlarda salatalık satıldığını gördük. Okul müdürümüz hemen öne atılıp ''Arkadaşlar, çocuklar! Bu salatalıklar sizi kendinize getirir. Hemen birer tane alıp yiyin!'' dedi.

07/07/2026

Oradan Buradan Biraz Ferahlamak

Geçen gün kordonda yürüyüş yaparken Necip Paşa Köşkü'nün yanındaki aralıkta rastladım bu ağaca. Onca yıldır oradaymış; ama ben ilk kez fark ettim. Ve ağacın üzerindeki insan suratını andıran görüntülere, özellikle göz şeklindeki oluşumlara hayretle bakıp araştırmaya karar verdim. Gördüğüm ''titrek kavak ağacı'' imiş.
Ağaç alt dallarını döktüğü zaman geriye kalan doğal izlermiş bu görüntüler.

Söz konusu süreç genellikle "kendiliğinden budama" olarak adlandırılıyormuş. 

Titrek kavak ve huş ağacı benzeri ağaçlarda alt dallar artık yeterli güneş ışığı almadığında, ağaç besinleri kesip dalı düşürdüğünden ortaya çıkan düğüm ve kopan dal üzerindeki iyileşmiş kabuk, bakan bir göze şaşılası biçimde benzeyen oval şekilde bir iz bırakıyormuş. Sadece estetik bir görüntü sunmakla kalmayan bu desenler, aynı zamanda ağacın hastalıklardan korunup enerjisini en verimli şekilde kullanmasına yardımcı bir hayatta kalma mekanizması imiş.

Sanki bir mucize gibi değil mi? Gövdede yer alan kabuk izleri ve çizgilerin ağacın doğal yapısı gereği insana ait karakteristik bir bakış veya yüz ifadesi illüzyonu yaratması inanılır gibi değil sahiden.

02/07/2026

Emek Hırsızlarına Dijital Kilit: Blogunuzu Botlardan Nasıl Korursunuz?

Başıma Gelmez Demeyin!
Değerli okurlar, bugüne kadar yazdığım pek çok özgün makalenin, ticari hesaplar tarafından çalınıp binlerce insanı kandırmak üzere kullanılan kuşburnu marmelatı fotoğrafım dahil, çektiğim sayısız görselin internet ortamında izinsiz kullanıldığına şahit oldum. Hepsinde de sesimi çıkardım, Google şikayetlerimi yaptım ve haklılığımı kanıtladım. Ancak bu kez karşıma bambaşka, çok sinsi yeni bir hırsızlık yöntemi çıktı. 

Bir hafta kadar önce şurada anlattığım kötü amaçlı bir kadın tarafından kurulan/kurdurulan bu sistem, "etiket (tag) tabanlı" bir otomatik çekme yöntemiydi. Yani tam bir RSS/Feed Scraper (besleme kazıyıcı) taktiği! Karşı taraf WordPress altyapısı kullandığı için işleri otomatize etmek adına eklentiler (örneğin WP Robot, RSS Post Importer vb.) kurmuş ve benim sitemin RSS beslemesini hedef göstermişti. Benim yazımın başlığını, özetini ve URL'sini kendi içine etiket gibi çekerek hem telif hakkımı ihlal ediyor hem de kendi sitesine uyanıkça "backlink" veya hit sağlamaya çalışıyor, bu yolda hızla ilerliyordu.

27/06/2026

Paylaştıkça Çoğalan Geleneksel Aşurem

Mutfaklarımızdan çıkan bereketli, içinde birçok hikâye barındıran asırlık ve de sıcacık bir gelenektir aşure. Her yıl Muharrem ayında evlerimizde kaynayan kocaman tencereler ya da bahçelerdeki dev kazanlar sadece içindeki buğdayı, nohutu veya kuru yemişleri değil; aynı zamanda komşuluğu, dostluğu ve paylaşmanın sıcacıklığı ile zarafetini de bir araya getirmez mi?
Dün ben de her yıl olduğu gibi mutfağımda bu güzel geleneği yaşatmak adına kolları sıvadım ve mis kokulu aşuremi hazırladım. Kaynayan tencereyi her karıştırdığımda bu lezzetin ardındaki o devasa kültürel mirasın muhteşemliğini, farklılıkların aynı kazanda uyum içinde eridiğini ve de paylaşıldıkça çoğalan en köklü kültürel miraslarımızdan olduğunu yine yeniden hissettim. Farklı inançların ve tarihi anlatıların ötesinde, her kasesinin toplumsal birlikteliği ve bereketi simgelediğini de.

25/06/2026

Linklerinizi Kendi Sitesinde TAG Yapan Şeytanlar 👹

Görseldeki yazıların eksiği var fazlası yok. Canım ChatGPT beni dinledi. Hem moral verdi hem resmetti. İnsanın kendi emeğinin, dijital ayak izinin haksız ve sinsice bir tavırla bir yönlendirme aracına dönüştüğünü görmesi gerçekten çok can sıkıcı bir durum.

 Düşünsenize, kadın beni bile kendi yazımla sitesine yönlendirebiliyor. Bunu nasıl başarıyor? Çünkü WordPress veya benzeri bir içerik yönetim sistemi kullanıyor. Bu sistemlerde açılan etiketlerin (tag), Google botları tarafından kendi blogumun orijinal başlığından daha güçlü bir SEO otoritesiyle taranmış olma ihtimali güçlü.

22/06/2026

Kolezyum'daki ''Troya ve Roma'' Sergisi 🏛️

İtalya’nın başkenti Roma’daki dünyaca ünlü Kolezyum Arkeoloji Parkı (Parco archeologico del Colosseo), 12 Haziran – 18 Ekim 2026 tarihleri arasında, şimdiye kadar Troya üzerine yapılmış en kapsamlı uluslararası sergilerden birine ev sahipliği yapıyor. "Troya ve Roma. Eski Akdeniz'in Mitleri, Efsaneleri ve Hikâyeleri" (Troia e Roma. Miti, leggende, storie del Mediterraneo antico) adını taşıyan bu görkemli sergi, Anadolu’nun kadim mirası Troya ile Roma İmparatorluğu arasındaki derin mitolojik ve kültürel bağları gözler önüne seriyor.

Eserlerin titizlikle taşınıp tasnif edilmesinin oldukça yoğun bir emek ve süreç gerektirdiği aşikâr.

18/06/2026

Mevsimsel Bitkiler | İşler Güçler

Merhaba. Çoktandır blogun başına geçemediğimi fark edip çektiğim fotoğraflar eşliğinde spontane birşeyler yazmaya karar verdim. Şimdilik bu kadarını yayımlayıp okuma listesine bir an önce girmesini sağlayayım ki o ara devam ederim yazmaya. Mazallah bu aralar yazıların listede yer alması saatler değil birkaç gün sonraya bile sarkabiliyor. 

Pasiflora (Çarkıfelek) Çiçeği 
Sarmaşık türü bir bitkinin sanki saate benzeyen çiçekleri.

Bu papatyalar mucize gibi. Stadyumun tam ortasında, top koşturulan yerinde, çimlerin arasında çıkmışlar. Kimse basmaya kıyamamış. Bir de minik misafirleri var.

07/06/2026

Çanakkale 4. Uluslararası Gastronomi Festivali

Ekibin değerli şeflerinden Damla Demirtaş ve Mücahit Yeşil
Dün, Kolin Otel'de düzenlenen ve bu yıl dördüncüsü gerçekleşen Gastrofest’teydik. Kentin zengin mutfak kültürünü, birbirinden nefis yöresel lezzetlerini bir arada görmek gerçekten mutluluk verici. Yerel üreticileri destekleyen, kültürel değerlerin sürekli kılınmasına ve kentin tanıtımına önemli katkılar sunan örnek bir organizasyon, dahası bir buluşma noktası. Kente ait mutfak mirasını koruyan ve yerel üreticiye can suyu olan bu denli özel bir etkinlikte olmak harika bir deneyim!

Gastrofest gibi organizasyonlar sadece lezzet sunmakla kalmayıp şehrin kültürel kimliğini geleceğe taşıyor ve turizmini canlandırıyor. Öne çıkan ve kaçırılmaması gereken yöresel lezzetler, stantlar, festival programındaki atölye, söyleşi ve şef gösterimleri, yerel üreticilerden alabileceğiniz coğrafi işaretli ürünler...