birlik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
birlik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13/03/2020

Coronavirüs Tehdidi

Coronavirüs temalı günler devam ediyor. Deprem tehlikesi ile yaşamaktan farkı yok gibi bazen...

İnsanoğlu başa gelen her şeye alışıyor ve hayatın bir parçası gibi görmeye başlıyor hani. Misal, deprem riskinin yoğun olduğu günlerde her sabah uyandığımda ''Aaa! Deprem olmamış, ölmemişiz. Ne güzel!'' diyebiliyordum ben gayet rahat. Yaşadığımız bu günleri de öyle görüyorum.

Doğru bilgi ve haber kaynaklarına itibar ediyorum her şeyden önce. Çünkü panik ortamı yaratmada sınır tanımayan felaket tellalları yine sahnede ve pek bir iştahlı. Onlar sayesinde market rafları bilinçsizce boşaltılıyor, fiyatlar katmerleniyor. Makarnanın coronaya iyi geldiğini yazanlar mı ararsınız, ''Ölüm kapıyı çalıyorsa her şey boştur'' diyenler mi? Doğru bilgiyi halka aktarmak için direnen bilim insanı da varmış ya hu! Onu da öğrendik. Ya ''Coronadan ölenler şehit olur'' diyenler? Oldu canım. Ben hiç önlem almayıp tez zamanda enfekte olayım. Çünkü şehit olmak en büyük hayalimdi. Bu fırsat kaçmaz! İyi ama böyle bir seçenek hakkı olabilir mi? Önlem almayan tek kişi kaç kişinin birden hayatını karartır? Kaldı ki, koca bir ülkeyi halleder. Bu işin şakası yok.

İstanbul Gönüllüleri Doktor Grubu virüsten nasıl korunabileceğimizi metrolarda anlatıyorlardı hani. İşte bu. İşte böyle! Bayıldım ben onlara. Her birine ayrı sarılasım var. "Kendimizi korumak için birbirimizi korumamız lazım!" Mottomuz bu. Kaderin cilvesine bak. Öyle bir dert ki bu, bencilliğe yer yok, zengin-fakir, sen-ben ayrımı yok. Birlik beraberlik sağlamak zorundayız ki derdimize çare bulalım! LÖSEV Başkanı Dr.Üstün Ezer'in bana ilaç gibi gelen tweetine bakın:

''Biz ne virüsler gördük. ÇİN - KUŞ - DOMUZ -AIDS. Hepsi geçti, gitti. Bu da geçer. Sahi ne oldu AIDS? Bütün dünya panikti. İnsanlar bırak cinsel ilişkiyi, selamı bile kesmişlerdi, bulaşır diye. Unuttuk gitti.''

Bu da geçecek elbet. Yapacağımız şey; öncelikle sakin olmak ve bilime kulak verip üstümüze düşenleri yapmak. Ülke olarak şimdiye kadar iyi gittik. Umuyorum ki bundan sonrası daha da iyi olacak.

25/04/2017

Deutschland.de - İstikrar

Hayatımın bir parçası haline gelmiş bu dergiler benim için tek kelimeyle ''istikrar'' demek. Hem de en sağlamından.
''Alman disiplini'' kavramının gözle görülüp elle tutulabilen şeklidir adeta. Güven duygusudur, hayranlıktır...
Uzun yıllardan beridir asla sekteye uğramadan adresime gönderilen birer tanıdık yüzdür bu dergiler. Öğrenciliğimden beri her seferinde ilk kez geliyormuş etkisi yaratan bir sevinç vesilesi, mutluluktur...

Bir ülke düşünün ki 1.Dünya Savaşı'ndan işgal altında kalıp yenik çıkıyor. 1940'lı yıllarda ''mega güç'' olarak 2. Dünya Savaşı'na girip yine yeniliyor. İki büyük dünya yenilgisi ve ardından gelen savaş sorunları. Dev krizlerle boğuşan, ancak çok kısa bir sürede toparlanıp ayakta kalan bir ülke.

Şu an dünyada sözü geçen birkaç ülkeden biri olan Almanya'nın bu durumu, başındaki nitelikli devlet büyüklerinden çok, ''Alman Disiplini'' ile ilgilidir. Taviz vermenin, esnekliğin sıfır düzeyde olduğu bu disiplini benimsemiş ve özümsemiş Alman ulusunun bugünlere gelmesinin başka izahı olabilir mi sizce? Öyle bir disiplin ki bu, profesyonellikten çok daha ötesi. Başarıdan başarıya koşup zirve yapmak...

09/11/2015

Aşure Etkinlikleri

Aşure günleri devam ediyor...
Bildiğiniz gibi hicri yıl Muharrem ayı ile başlar. İslâm kültüründe önemli bir yere ve değere sahip olan aşure günü de Muharremin 10. gününe rastlar.
Adı bu yüzden Arapçada ''aşara''dır. ''On, onuncu'' anlamına gelir. Hicri yılbaşı tarihi bu yıl 14 Ekim olduğundan 23 Ekim Cuma günü aşure günüydü. Aşure başlangıç günü de diyebiliriz tabii.

Sosyal medyadan ve gazetelerden takip ettiğim kadarıyla aşure geleneğini yaşatmak adına bu yıl her zamankinden daha çok etkinlik düzenleniyor sanki. Köy meydanlarından pazar yerlerine, belediyelerden derneklere, parti teşkilatlarına, hatta büyükelçiliklere kadar uzanan çok geniş bir yelpazeyi kapsadı bu kez. Anaokulları içinde ''Annelerarası Aşure Yarışması'' düzenleyenler bile vardı. Çarşı pazarda konuyla ilgili alışveriş hareketliliği ona keza. Raflarda gerekli malzemelerden pek çoğu tükendiğinden AVM'lerden bile eli boş dönenler oldu. Aşure günü düzenlemeyen kuruluş yok gibi sanki bu kez. Bu çok güzel!

Rivayete göre Nuh Peygamber'in gemisi tufandan kurtulup karaya oturduktan sonra geminin erzak ambarında kalan bakliyatları ve kuruyemişleri birleştirip kaynattıkları ve aşure adı verdikleri anlatılıyor. Hatta aşure kelimesinin İngilizce karşılığı Noah's Pudding olarak da geçiyor (Bkz). Dünya üzerinde içinde bu kadar çok çeşit ve anlam barındıran, tarihi asırlar öncesine dayanan ve de gelenek haline gelmiş başka bir lezzet daha var mıdır sahi? Evet, çok çeşitliliğin, sıcacık bir sevginin inanç içinde sunumudur aşure. ''Dünya hepimize ait, hepimiz farklılıklara sahibiz. Ancak mevcut özelliklerimizi koruyarak, asla asimile olmadan birlikte ve kardeşçe yaşamalıyız,'' mesajıdır...
Aşurenin içindeki onlarca değişik malzemenin hem eşsiz bir ortak lezzet yaratması, hem de kendi farklılıklarını korumasına ne kadar benziyor değil mi? Üstelik bu durum dünya kocaman bir kazana benzetildiğinde de, içi aşure dolu küçük bir kase söz konusu olduğunda da değişmiyor. Tüm insanların ya da belirli bir toplumun bir araya gelip sevgi, barış, hoşgörü benzeri güzellikler oluşturması simgeleniyor adeta. Keşke bu duyguları istisnasız herkes hissedebilse ve işe yarasa...


Bu yüzden galiba, aşure sevmeyene hiç rastlamadım ben. Bazıları için adını duymak bile heyecan verici. Misal benim için. Bıraksalar günler boyu hiç bıkmadan sadece aşure yiyebilirim. ''İnsan çok sevdiği bir şeyi kendi yapabilmeli'' diye düşündüğümden son birkaç yıldır neredeyse uzmanlık derecesinde aşure yapabiliyorum. Tabii ki deneme yanılma yoluyla geldim bu aşamaya. Nasıl bir yöntem kullandığım ise BURADA (Tık Tık)...
Velhasıl aşure yapmayı da yemeyi de dağıtmayı da fazlasıyla seviyorum. Üniversite öğrencilerini asla unutmam tabii bu arada. Onlar için öyle küçük kaselerle de işim olmaz. Hemen kendi öğrenciliğim gelir aklıma çünkü. Bahçelievler'de ''Şurada öğrenci yurdu var,'' diye kimsenin aklına gelmeyişimiz, sıcacık, mis gibi bir ev aşuresinin burnumuzda nasıl tüttüğü gelir. Ardından da Kızılay'daki o pastaneye gidip ayaküstü atıştırdığımız katılaşmış ve buz gibi soğumuş aşureler geçer gözümün önünden...

Bu yazıyı yazma amacım da biraz bununla ilgili. Dün akşam Twitter'da üniversite öğrencilerinin konuyla ilgili mesajları o kadar etkiledi ki beni. Görmeyenler de görsün, bilmeyenler bilsin istedim.
Aşağıdakiler ve benzeri yüzlerce mesaj okuyup içlendim epey :( Gerisini yazmama bilmem gerek var mı?